23.08.2017, Çarşamba Bir sayfa geri gitAnasayfaya gitBir sayfa ileri gitFavorilere ekleBu sayfayı yazdır    
 
Son Eklenenler
  • Tayfun Canpolat (1988)
  • Kadir Yeter (1951)
  • İsmet Gür (1952)
  • Nurcihan Üstüner (1972)
  • Ziyaretçilerimizden
     
  • Abdullah Yazıcı (1984)
  • Abdurrahman Bozgeyik (1989)
  • Adem Canpolat ( 1971 )
  • Adem Kıraç
  • Adem Kurtipek (1983)
  • Adil Komut
  • Ahmet Arslan ( 1987 )
  • Ahmet Bektaş (1962)
  • Ahmet Beser
  • Ahmet Çelik ( 1983)
  • Ahmet Dümrül (1948)
  • Ahmet Nural Öztürk (1951)
  • Ahmet Nural Öztürk (1954)
  • Ahmet Özer Şahin ( 1977 )
  • Ahmet Özün (1985)
  • Ahmet Sarıgan
  • Ahmet Tarık Can ( 1977 )
  • Ahmet Tirgil
  • Ahmet Uzunaslan (1977)
  • Ahmet Yazıcıoğlu (1970)
  • Ahrâzi ( 1977 )
  • Akın Aktaş (1979)
  • Ali Bayır (1959)
  • Ali Hallaç
  • Ali İhsan Konuklu ( 1964 )
  • Ali Kemal Beşel ( 1971 )
  • Ali Kılıç Kakiz (1963)
  • Ali Topçu (1992)
  • Ali Yaz (1980)
  • Altınoz


    Toplam : 452 Adet
      Sayfa No :
    1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 |
  •  


           


      Özü, Vicdân İçinde

      Diplomalı âlim de vardır toplum içinde,
      Gösterişi sevmeyen, sâde giyim içinde,
      Reklâmdan hoşlanmazlar, ödül; gönlü içinde,
      Görünenler kabuğu, özü; vicdân içinde.  

      11.12.2010- TRABZON.  


      05.01.2011
      **************


      FAİKÇE

      Geçmiyorlar, belli ki; yol kenarları çimen,
      Alçacık dam- kiremit, elinde değnek; ninem,
      Ak badanalı evler, yeşil altında sînem,
      Faikçe resmeylenmiş, kuraktan yanmış çimen.  



      05.01.2011
      **************

      MÜFÎDE DECDELİ’YE- 2

      Yıl oldu bu şiiri yazalı, artık yoksun!
      Ruhunla gel- cevaplaş, yine Müfîde koksun.
      Sanmayın! Şair ölür, kelimeleri ağaç,
      Yaprakların yeşersin, Gönlün; şairce baksın.

      08.6.2010 TRABZON.

      …………………………….  

      Kimsin?!

      Kabak çiçeği gibi, tez açtık; hem de büyük!
      Telefonda alaylı, arayıp sorduk: "Kimsin"!?
      Evde; en âlâ eşyâ, balkondan saçıp-döktük!
      Ustayı hor gören nal, müşteri misin, kimsin?!  

      01.7.2010 TRABZON.


      03.08.2010
      **************

      NAR ÇİÇEĞİ

      Daha, çok emek gerek, nar olmak; kanaviçe,
      Çiçek yaprağı söndü, çöktü altıgen içe,
      Dal kavi, budak sağlam, ağırlık gerek taça,
      Binbir tohumla ürer, neslini sunar göçe.  

      (TRABZON.)

      .................


      SERANDERLER, GÖÇE ZORLANIYOR


      Parka indirilmiş nice Serander,
      Bilmem; rutubette, nice yıl yaşar!
      İnsan; elli-altmış, geçerse şaşar,
      Yaylada sağlığın kıymetin’ bilen;
      Beş asırdan fazla, Serander yaşar.

      (TRABZON.)

      16.03.2010
      **************


      Akçaabat Evleri

      Akçaabat Evleri, Ortamahalle yeri,
      Kar yağdı kiremite, beyazlandı renkleri,
      Ayarlıdır cephesi, Sofası- penceresi,
      Kestane çerçevesi, imrendirir herkesi.

      ..........  
      BAYRAK DALGALANIRSA...

      Tespih tânesi gibi, ayırmadan imâme,
      Şair ne güzel demiş, gereğince idâme,
      Tek Vatanda yüz-yüze, "Millî Birlik": Şahâne;  
      Sahipsen devletine, Bayrak dalgalanırsa.


      11.02.2010
      **************

      EMİR!

      Târih kokusu sardı; burnumu,
      O, el terinden incelmiş demir;
      Renk cümbüşü, şaşırttı yolumu!
      Resmedilmesi için, beyin verdi: Emir!


      31.10.2009
      **************

      Kadir Yeter'den Bir Söz-1

      Hiçbir felâket çekmiyor;
      Âhımdan ağır çileyi,
      Allah, hakkınca verirmiş;
      Gönlünden geçen dileği!


      03.10.2008
      **************

      KENE, NERELİ ?

      Uzun yazacağımı, nasıl kısaltabilsem;
      Tavuk- Horoz âhıdır; canlı gömülebilsem!...

      Kara yılan azalmış, bulmuşlar sebebini;
      Tarlaya; zehir katıp, öyle ektik- ekini...

      Tavuk guduklar idi, keneyi ve ekini,
      Düzen bozuluverdi, aldık kaçtan tekini!..

      Rivâyet öyle diyor; gizli gezen turistler,
      Tâkip edilmeliydi; bilesin, nere pisler!!!



      Aklımdan geçiyor ki; suyu, sıkı koruyun!
      Keneden, ahh almayan, kirletir billûr suyun!...

      Sevâbı- günâhıyla, Allah de. Saygı duyun,
      Düşman; her zaman düşman, miskin olmasın; huyun...

      Kadir, bu yorum mudur? ne biçim yazıyorsun?
      Yanlış kanala girme, barajı aşıyorsun...

      Onuncuköylü beni, etti; şiir kaşığı,
      Tutmuyor frenlerim; durdurun bu âşığı.  

      03.10.2008
      **************


      SOYUN

      Buğday serptim asfalta, derledi; aldı koyun,
      Kara lâstik dönerken, yazıldı; şanlı oyun,
      Yolculuk garipliktir, hüzünle düşer; boyun,
      Ruhta âşıklık varsa, şairce doğar; soyun.


      03.10.2008
      **************

      BAYRAĞIM" KELİMESİ, ETKİLİYOR KANIMI,  
      UĞRUNDA GAYRETLİYİM, O NAKLEDER; ŞÂNIMI,  
      HER, GÜN AĞARIR İKEN, UYANDIRIR; CÂNIMI,  
      O'NUNLA TANINIRIM; TANIRIM, CÂNÂNIMI.  

      -----------------------------
      Hüseyin KILBAŞ’A TEŞEKKÜRLER… (K.Yeter-Trabzon)

      03.10.2008
      **************


      KARTON TABUTLAR

      Dünyâ- Ah’ret torunum, gözlerimin ilâcı,
      Ne sen evvel doğmuşsun, ne bıraktığın acı!
      Küsme sen hayâtına, dede sözü baş-tâcı,
      Bil ki; dert veren Allah, mutlak` verir ilâcı…

      Kartonlar katlanılmış, kapı önünde yaslı!
      Gözlerimde gözlük var, kirpiklerim’se yaşlı,
      Hayat böyle kuzucuk, güllü, dikenli-taşlı,
      Allah’a Ismarladık; diyor, Karton Tabutlar!...

      Komşuluk bu kadarmış, gayrısın’ yesin kurtlar!
      Asel Uçsun- büyüsün, enginleşsin ufuklar,
      Her beden ölümlüdür, Döner durur bulutlar,
      Rûh; yaşar- yaşayacak, Cesedi emer; Kurtlar!

      Kadir Yeter.TRABZON.  


      ..........................

      HELÂL KALEM

      Görmek istersen, hayat; gözünde olur Cennet,
      Ölmeden de görürsün, yeter ki iste- sabret,
      İlk bakış çok önemli, ailede başlıyor;
      Geleceği çizerken; helâl kalemle resmet.

      KADİR YETER. TRABZON.



      15.05.2008
      **************

      ŞÂD OLMAK İÇİN  

      Gönülden gayret ile dernek kurmak; “Hâk” için,
      Tek el asla yetmiyor, çadır- ev; artmak için,
      Gemi pek büyük amma, güçlü rüzgârlar gerek,
      Pak yelkenler şişmeli, Şair;“ŞAD OLMAK” İÇİN.

      Kadir Yeter. TRABZON.  

      ŞÂD: TRABZON ŞAİRLER DERNEĞİ'NİN KISA ADI.

      KURULUŞ TÂRİHİ:13.12.2007 Perşembe.TRABZON


      …………………  


      ŞAİR VE HAYATI

      Şiir; uyuşturucu!... bağımlılık yapıyor,
      Gönlümüz alışınca, ummak; rahatlatıyor,
      Okumamak elde mi? Can, şiirle yatıyor,
      Şiir; gözlüğüm benim; hayât, O’nla akıyor.




      23.04.2008
      **************


      BUCAK KALDI

      Ne dost sesinden mesaj, ne sıcak dostluk kaldı!?  

      Hem sitemizde rûzgâr, ne dalda yaprak kaldı!  

      Teker  teker kaybeden, târihe kucak kaldı,  

      Aşkla söyleştiğimiz; nâdide, bucak kaldı.


      18.01.2008
      **************

      EZMEKLE GÖREVLİ DİL


      Eriyecek katmanlar, görev yapmak için pil,  

      Fayda vermek uğruna, yanacak nice kandil,  

      Ekmek dilimlenecek, ezmekle görevli dil,  

      Yanarken kıvranacak, bu akşam; süslü kandil.

      ....................  

      ASKER'E...

      Vagonlar çıktı yola, taşınıyor; zırhlılar,  

      Milletimiz bir olmuş, Sınırım; etten duvar,  

      Mağaralar; leş dolu, içinde kalan; yanar,  

      Milletimiz; Askerdir. De: Başka, neyimiz var?  

      Kadir Yeter.


      05.11.2007
      **************

      AKŞAM*  

      Sazlar, bahtına gülümser,  
      Birlikte, bu akşam- akşam,  
      Sevdâ gülleri derelim,
      Sevgilim, bu akşam- akşam…

      Kaybolan günlere ağla,  
      Yaşayalım, gel bu akşam,  
      Hiç mi, sevdâlar çekmedik,  
      Benimle ol, akşam- akşam…  

      Gölgeler kayboldu, gitti,  
      Sevgilim, bu akşam- akşam,
      Gel, gönlüme- dön sîneme,
      Gündüzüm olmadan, akşam.

      (*şarkı sözü)

      12.05.2007
      **************

      ERSOY’A...

      Mirâsı bekledim, öldüm uğrunda!
      Menekşeler açtı, bak başucumda,
      Eriyen karlarla, dereler çağlar,
      Bir, Şubat çarşamba, öğle suyunda!..

      Çeşmeler almadı, taşırdı beni,
      Güzel günde, gören, taşıdı beni,
      Dursun Ersoy dostu, mezar kazanım,
      Dünyâdan- ahrete, aşırdı beni!..

      Sizin olsun artık, mor menekşeler,
      Sakının ey dostlar, Kin: Gönül deler!
      Karlı bir kış günü, bize döneni;
      Kıble- güneş ile defin etsinler...

      Kadir’e bak, çeşme önünde yazar,
      Dereler şarıldar, o gün: Tam bahar!
      Ağacın gövdesi, kâğıda sığar!
      Emriye Ersoy’a, Rahmetler diler.


      08.01.2007
      **************


        
      23 NİSAN

      Unutulmuş bir İlkokul Marşı:

      Geldi yine sevinçle
      Millî 23 Nisan
      Türk Çocuğu bu günü
      Sen en büyük bayram say

      Yaratmıştık o günde
      Yeni bir târihi biz
      O günden beri aynı
      Hisle çarpan bir kalbiz

      Nasıl gurur doldurmaz
      Coşkun kalbine insan.
      **************
      BİLGİ:  
      Kadir Yeter’e bizzat naklederken, bu
      Marşı, okunuşu ile de söyleyen öğrenci:  
      Muzaffer Bozali;  
      1923 Trabzon, Yalı Mahallesi doğumlu.
      1933 Yılında, Yalı mahallesi’nde okuduğu;  
      Cumhuriyet İlkokulundaki, ‘Kara Muharrem’  
      lâkaplı öğretmeninin bu Marşı, öğrencilerine ezberlettiğini ve aradan geçen 70 yıla rağmen ve  
      80 yaşında ve hâlâ aynı heyecanla yüksek ve gür sesi ile bu marşı okuması, Millî Eğitimin çocukların rûhundaki etkisinin en canlı tanığını teşkil etmektedir...
      Kara Muharrem Öğretmenin, önemli özelliği ise;o zamanlarda, Türkiye çapında ünlü olan Trabzon Futbol takımlarında tanınmış ve çok iyi bir futbolcu oluşu idi.  
      Muzaffer Bozali: “Trabzon’un eski, futbol târihini bilenler;  
      Kara Muharrem’i çok iyi tanırlar.” diye, sözlerine ekliyor.  
      Onu tanıyanlar arasında, Rıfat Dedeoğlu’nun da olduğunu örnek göstermeyi ihmâl etmiyor.
      Bu bilgiyi, işyerime beni ziyâreti sırasında, tesâdüfen öğrendim. Kendisi ile, Trabzon Belediyesi, Çevre Araştırma Kurulu Gönüllü Üyeliklerimiz nedeni ve birlikte bu konuda pekçok sohbetlerimiz olmaktadır. Her ikimiz de, Çevre Gönüllüsüyüz...  
      Röportaj Târihi: 18 Nisan 2003 Cumâ, Saat:16.08’de.

      (Kadir Yeter. TRABZON.)

      *******************  


      16.11.2006
      **************


      BELKİ...

      Bir ordu savaşırmış, şu kalbimin içinde,
      Gözlerimi kapatsam, dinlerim seslerini,
      Zaman dolmadan evvel, dünyânın her yerinde,
      Tutar- kaldırır beni, sergiler eserini...

      Sütunlar ters aşağı, büyümekteler boy- boy,
      Kendi öğretir- diker, sökülen etlerini,
      Uçmaktan daha hızlı, yıldırımdan daha toy,
      Saatler- yıllar eder, asırlık işlerini...

      Sendelemez yönlere, dönse her nereye ay,
      Gözleri ışıktandır, Lazerler birer elçi,
      Sevmesin, çalışmaktan ilkeli birer kobay,
      Sonsuz- başsız nedir ki, doğmadan doğar belki...

      Sessizce çalışarak, hergün milyar ölüyle,
      Milyar kere düşünmüş, ayaklanmıştır belki,
      Savunduğu bedenin, uğrunda kan seliyle,
      Sağdığı sütte tendir, sağınız siz yeter ki!..

      Son defâ çatırdadı, ısındı çırpınarak,
      Son tahtaya uzandı, soğuktu teni belki,
      Kurumak; suya hasret, ellerini çarparak,
      Döndü öz nefesine, gökte bin yıldız belki.

      Kadir Yeter.TRABZON.
      Trabzon, Türksesi Gazetesi'nin 28.10.2006 Cumartesi gün ve 11327.sayısının 5.sayfasında yayınlanmıştır.



      02.11.2006
      **************

      DENİZİ DEMİRLEDİK

      Güzellikler doğarken,
      Bir sancı çeker insan,
      Geçmişe özlem gerek,
      Bahar getirir Nisan…

      Topraktan fışkırıyor;
      Betonlar: İçi demir!
      Yollar- köprüler gerek,
      Îmar; çevirir, devir…

      Denizleri doldurduk,
      Gerek yok ağlaşmaya,
      Daha tez, daha emin;
      Yollarla, kavuşmaya…

      Maksat; ağaçlık ise,
      Hergün bir fidân dikin,
      Dallarına çıkmayın!
      İnin! Toprağa, inin!..

      Sular, durulur geri,
      Başka toprak ıslarlar!
      Doldurdukça denizi;
      Başka kıyı, basarlar!..

      Mecbur kalınmadıkça;
      Kıyılar doğal kalsın;
      Sevişsin dalgalarla,
      Sevenler; hayran kalsın.



      …………………  

      BEYAZ HEMŞİRE

      Başını yastığa, koyduğun zaman,
      Yanında bir melek, Beyaz Hemşire,
      Çâresiz. Doktora, gittiğin zaman,
      Bakarsın yetişir, Beyaz Hemşire…

      Kolunu ilâçlar, o güleç yüzle,
      İğnesi incitmez, hafif eliyle,
      Morâl verir, nârin- kibar diliyle,
      Tedâviye başlar, Beyaz Hemşire…

      Kendini yitirsen, bilincin gitse,
      Ameliyat olup, bir parçan yitse!
      Yeniden doğmuşça, sağlığın gelse,
      Ençok, O sevinir; Beyaz Hemşire…

      Gece- gündüz demez, Ana gibidir,
      Şifâ dağıtıcı, ilâç gibidir,
      Rûhuyla tedâvi- şevkat; işidir,
      Doktor yardımcısı; Beyaz Hemşire…

      Öyle akıllıdır, doktor vekili,
      Eczâcı Kalfası, her profili,
      Uzaktan- yakından, tam bir dost eli,
      Hasta meleği’dir; Beyaz Hemşire…

      Kadir. Yeter bitmez, Melek; yazmakla,
      Düşmeyen olur mu? Hasta- yatakla,
      Minnet duymak yetmez; gün’le haftayla,
      Yıl boyu Melektir… Hayat: Hemşire.

      Kadir Yeter. TRABZON.  

      AÇIKLAMA:
      Beyaz Hemşire adlı şiirim; Şairi yazılmak sûreti ile yayınlanması serbesttir. Bu, bir taahhüddür.  
      02.10.2006 Pazartesi. TRABZON.


      09.10.2006
      **************

      SUSAM SOKAĞI

      Benim adım güvercin,
      Arkadaşımınki serçe,
      Bu Susam Sokağında,
      Güvendeyiz bizler de...

      Karnımı doyururum,  
      Aç kalmam hiçbir gece,
      Bu Susam Sokağında,
      Güvendeyiz yıllarca.ü


      …………………..  

      BOZTEPE

      Tepen düzdür, bayırların sarp kaya,
      Doyum olmaz varlığına- hikmetine tatmaya,
      Sırt üstü yatıp ta keyif çatmaya,
      Şan verirsin Trabzon’a Boztepe…

      Üstündeki çam ormanı, billûr su,
      Mezarların, selvilerin, Câmilerin ne ulu,
      Aramıyorum artık, sende bir başka Bolu,
      Şan verirsin Trabzon’a Boztepe…

      Tepeden seyredersin bizi,
      Gözetlersin dâimâ şehrimizi,
      Sana baktıkça kabartırız göğsümüzü,
      Can verirsin Trabzon’a Boztepe.


      …………………  


      ÇEKET ve TERZİ  

      Kimi çeker, bâzı sarkar,
      Darı sıkar, bolu farfar,
      Dikişleri, paylı diker,
      Sanata özenir, terzi...

      Astarı, yüzden değerli,
      Kimi, belinden büzmeli,
      Kimi, abalı- inceli,
      Ustalık yansıtır, terzi...

      Kollarında, düğmesi bol,
      Kimi çok dar, kimisi fol,
      Kimi sarkık, caponi kol,
      Makastardır, biçer terzi...

      Cepleri var, altı tâne,
      Düğme diker, yedi tâne,
      Resmî, spor- Guruvaze,
      Peto cep, kondurur terzi...

      Terziler var, Ali- Veli,
      Ermişi, aklı evveli,
      Çoğu, yitirmiş gözleri,
      Zor zanaat işi: Terzi...

      Hazır, ısmarlama Terzi,
      Kimi rafsız, gelir bezi,
      Acele yok, sanat: Feyz’i,
      Âhi: Kanaatkâr terzi...

      İskemleye siner, teri,
      Kalkmaz, saatlerce ser’i,
      Giyimci: Dikiş neferi,
      Takdir bekler, haklı: Terzi...

      Amele’den, Cumhur’undan,
      Askerîye, sivil toptan,
      İğne ile, yatıp- kalkan,
      Öpülecek eller: Terzi...

      Kadir dizdi, uzattı söz,
      Gönülden, baktı- gördü göz,
      Çarşaf gibi, kesmece düz,
      Kumaş, heykeltıraşıdır: Terzi.

        
      (Türksesi Gazetesi'nin, 9.6.2005 Perşembe gün ve 10823.sayısının 2.sayfasında yayınlanmıştır.)


      10.08.2006
      **************

        

        
      BİZİM KOROMUZ

      Kültür Merkezi’nde, koroda dostlar,
      Haftada iki kez, orda buluşurlar,
      Her yaştan kız- erkek, dede-torun var,
      Türk müziği için, gül oluşurlar...

      Târihi eser binâdır yapı,
      Pek uzun, geniştir iki kanadı,
      Dokuzyüzotuzbir’de îmarlı yapı,
      Müzik dostları, orda buluşurlar...

      Şefimiz; Ören, keman’da; Meryem,
      Darbuka; İhsan’la, oluyor bayram,
      Udları çalıyor; Sibel’le Kâzım,
      Dinleyen ruhlara- gönüller hayran...

      İlhan, Ayşen, Selma bülbüllerimiz,
      Doktor Kemal akan sebillerimiz,
      Diğer arkadaşlar, sümbüllerimiz,
      Kışın çiçek açar, sanat koromuz...

      Kadir’im. Korist’im, elliiki’de,
      Malı da bıraktık, artık mülkü de,
      Dünyânın serveti, meğer müzikte,
      Ayaklarım’ kesti yerden, sanat koromuz...

      Bitti yine sayfa, kesmeli sözü,
      Ballar; şarkılarda, koroda özü,
      Bir dernek kuralım, sönmesin közü,
      Koro şefi ile şarkı sunalım.


      30.06.2006
      **************

      CUMHÛRİYET TRENİ

      Beni de ziyâret et; gel, beni de gör  
      Seni özlüyorum Cumhuriyet Treni  
      Yurdumu dolaştın Bin kilometreyi aştın  
      Seni özlüyorum Cumhuriyet Treni...  

      Atatürk gördü seni bize lâyık  
      Yetmiş yıl bekledik seni özledik  
      Hakkımız değil miydi ne kusur ettik  
      Trabzon bekliyor; gel, Cumhuriyet Treni.

      26.03.2006
      **************

      ÖZÜR DİLİYORUM!..

      Dolmuşları değiştirdik güzel mi oldu,
      Minibüsü değer bildik doğru mu oldu,
      Şimdi ner’de o taksiler güvende miyiz,
      Bize hizmet edenleri, anıyor muyuz?..

      Hasta aldı, doktor- doktor dolaştı,
      Düğünlerde, gelinlere yakıştı,
      Nice, mutlu- mutsuz güne alıştı,
      Bize hizmet edenleri, satıyor muyuz?..

      Yârın, minibüs gidecek gelecek başka,
      Bunları, derhâl değişip- alırız başka,
      Sevmek ne kelime, aşığız sac’a,
      Bize hizmet edenleri, tanıyor muyuz?..

      Şavrole, impala, kuyruklu taksi,
      Sevmiştik murat’ı, reno, doğan’ı,
      Çift atlı fayton’u, at arabayı,
      Bize hizmet edenleri, özlüyor muyuz?..

      Bir devir gelecek, çok şey gidecek,
      Bir bilinmeyene, yolculuk gerçek,
      Aslına dönecek, toplam: Bölecek,
      Bize hizmet edenleri, derliyor muyuz?..

      ‘Dolmuş’un as’ı: Her zaman ‘Taksi’,
      Bir yanlış vedânın, sonucu- aks’i,
      Gelecekte, seni yine seversem;
      Özrümü kabul et... Ey! ‘Dolmuş Taksi’.

      ………………  

      BAYRAK VE YAĞMUR

      Yağmurdan- yağmura, iner mi Bayrak,
      Yedek al. Değiştir, göndere; Bayrak.
      Uzak mı? Ulaşılmaz mı? Yollar mı, ıslak?
      Yukarı Hisar’da, şahlansın; Bayrak…

      Dev bir gönderin var, gece aydınlan,
      Fırtına, kasırga, yağmurda- karda,
      Zağnos Köprüsü’nden, geçenlere; Sen,
      Selâm ver. Dalgalan, gururum;Bayrak…

      O yüksek yerinde, önder olarak,
      Ülkemin süsüsün, dalgalanarak,
      Her “TÜRK’ÜM” diyenin, kalbiyle; tik- tak,
      Sen, ‘Millet’ nabzımızın atışı; Bayrak…

      Sesine hayrânım, ufuktan berrak,
      Uğultun; Ceddime, Dua’dır Bayrak,
      Kabartır göğsümü, çektiğim nefes,
      Sen, benim ciğer zarı’msın; Bayrak…

      Kıpkırmızı rengin, beyazında, Ay,
      Yıldız ikilisi, vatanı; Altay,
      Senin uğrunda, hergün doğanlar;
      Karanlık yolları, aydınlatacaklar…

      Kadir’im. Âşığım, Albayrağıma,
      Savulsun düşmanlar, zıt cıvârıma,
      Ezelden yazılmış kalbe- kanıma,
      Dalgalan. Yağmurdan, ıslanmaz; Bayrak.


      ………………

      HASIR

      Dalıyor derinlere yufka-yufka yürekler,
      Unutma, unutmaz ki; senin gibi sevenler.
      Kalbimde, damarımda sen gözümün nûrunda,
      İliklerim, dizlerim her şeyimle yanımda.

      İn artık derinlere çıkmaktan daha kolay,
      Duramazsın göklerde gönlüme ol doğan ay.
      Küllenmiş ateşe bak sana neler anlatır,
      Bir yeşil yaprak idin düşünsen hatırlatır.

      Parmağının ucuyla tut onu ellerinle,
      Rûhunda yaşatıyor toz olan bedeninde.
      Kulak duyar göz görür beyinle birleşince,
      Ömrümü adadığım külünüm zerresince.

      Dağıt elinle bitsin maddî varlıklarını,
      Seherde uyku gelir! bölerler mîrasını.
      Kapında taşlara bak onu çok zengin ezdi!
      O yine dosta güler odur asil efendi!

      Kapat defteri erken işin var gelsin sıra,
      Kimseye muhtaç olma şükür eyle Hasır’a.

      …………….

      FAROZ LİMANI’NA ...

      Son kez geçtim dolmadan, o ölü köhne yoldan;
      Araç lâstikli ağaç, yaprakları solmadan;
      Yaprağından bir bûse! usulca koparırken;  
      Fotoğrafınla yaşa, dalların kül olmadan...  

      Çekiciler geçiyor, eyvah karşıdan sessiz,
      Konuş’ur ak martılar, her taraf çöl ve ıssız,
      Geri çekilen deniz, hasret o sâhiline,
      Ağaçlar çifte sıra, öksüzler çöplüğünde...

      Hayat küskünlerinin aşkı: Faroz Limanı,
      Altmışlık balıkçıyı, alın-çizgiyle tanı,
      Kıyı- bucak gezinir, iç çeker- öz ezilir,
      Bak! Yaşlı gözlerine, benden fazla üzülür...

      Kayıkhâneler hani, bir-bir yıkılmış “Dam”lar!
      Mendirek yol duvarı, feryâdlar- ah’lar- gamlar!
      Duvarla yere inmiş, körpe üzüm salkımlar,
      Dalında incirini, henûz vermiş fidânlar...

      Aydınlatma direği, boşa aydınlatmasın,  
      Karanlık zâten gönlüm, ışık utanç saçmasın,
      Ötede Akasyamı, bekliyor ansız kader,
      Yanyana yaşayanlar, ayrı yönlerde yiter!..  

      Sökülmüş kaldırımlar, târih kokan parkeler,
      Altındaki kumları, yetim beklemekteler,
      Ayva dibinde tuğla, uzamış nar dalları,
      Misâfirim son defâ, Faroz: Gözümde anı...

      Karayemiş ağacı, solda fındık fidânı,
      Sarışmışlar incirle, karşımda: Torasan’ı,
      Yolda kim kaldı yazık, taşınsa da limanı,
      Bir hâzan bahçe derdim: Faroz’la kaybolanı.

      ……………

      YOL KESTÂNELERİ

      Damarlarım taşı kırmış, giderim!
      Nice seher görmemişler altımda!
      Boydan- boya mezarlık idi zemîn,
      Yapraklarım bakar- ben yaş dökerim...

      Nice Meftûnlar, gözlerken bizi,
      Şaşıran gâfiller çökerler dizi,
      Akıllı olanlar ağlaşır özü,
      Bir yol çekilmiş ki, beton yol izi!..

      Ne kestâne kalmış ne dağ cevizi,
      Bu kalın gövdemi, daraltır bezi!
      Her iki yanımdan, geçen yollarla,
      Sabah, öğle-akşam, sınarım sizi...

      “Hâtuniyye” denirdi, mahalle adım’,
      Bir değerli insan ve üstün kadın,
      Beşyüz yıl önceden, bu hâtıratım,
      Denilir: Atapark, mezarlık- parkım!..

      Kalemle yazıldım, beyaz kâğıda,
      Ne lüzum, efkâra- ne söz- ağıda,
      Solumda mezarlar, önüm- sağım da,
      Beton harç, döküldü: Şehîd üstüne!..

      Kadir’im. Ne yazsam, yol geçer O’r’dan!
      Ayak basmak elem, feryâdım O’ndan!
      Şehîdlik üstüne, kurulmuş Vatan...
      O, geçti: ”Ser”inden, korkarım O’ndan.

      GARİPLER MEZARLIĞI

      Üstünde, yırtık basma! Kimsesiz bayramlığı!
      Üzümsüz, çökmüş; asma! Garipler Mezarlığı,
      Yassılaşmış mezarlar, Boztepe batısında,
      Öyle küskün ki, O’nlar; köşesiz yatışında!..

      Birkaç, başlıklı mezar, sanki! Hatırlayan var,
      İsmiyle mûteberdir, gerçek garip; mezarlar!
      Transit yol geçmez ki, yolcu; Fâtihâ’lasın,
      Yerlisi de pek bilmez, yolunu ki; ulaşsın!..

      Mahzûn uyur yerinde, kim kaldı hatırlasın!?
      Boztepe’nin dibinde, çimenlikte o mahzûn.
      Çevresinde yapılan yeni evler; pek kibar,
      Hemencecik yanında, lüküs, mermer Mezarlar!..

      Sâhipsiz mezarlıklar, gittikçe daralıyor!?
      Bak! “Hâtûniyye” ile, İmâret; ev doluyor!  
      Bir sabah bakmışsın ki, Garipler: Garip yolcu!!  
      Kindinar/ Bahçeciğe; bakan, bir binâ kondu!!!

      Kadir Yeter, say-söyle, mal ile mülk mezarlar,
      Kendinden; sonrasına, iz bırakan insanlar!
      Beşyüz yıllık mezarlık, Doğumevine dönmüş!
      Orda yatan mevtâlar, belli ki bize küsmüş!..

      Son olsun bu satırlar, Garipleri analım,  
      Bir, servet yitirenler; virâne topraklarda!
      Ömrümüzün bir ânı, O’rda; canlı kalalım!
      Kendimizi; bir mezar, sanıp- geri bakalım!

      Yaşça benden büyüklerden bu konuda dinlediklerimden Trabzon’da şimdiye kadar bilinen üç Garipler Mezarlığı’nın yerleri (Nisan,2004):  
      1- Trabzon Kalekapısı sâhilinde bulunan (2004 yılı) katlı otoparkın yerinde,
      2- Boztepe Mezarlığı eteklerinde, yerinde; fabrika yapıldı,
      3- Yukarıdaki şiire konu olan: Kemik Verem Hastahânesi’nin, batı yönünde 250 metre mesafedeki Garipler Mezarlığı.
      ………………

      MANDALİNA

      Allah dilim- dilim yaptı
      Mandalinayı Yarattı
      İkram eyle yediğinden
      Teker- teker bir kul hakkı...

      Portakal da limon da pay
      Bir kendine bir dosta say
      Hep, kendi yiyene: Vay
      Greyfurtu bile et pay...

      Elmadaki çekirdekler
      Paylaşalım diye bekler
      Bütün nîmet, yiyecekler
      Edilmeli kardeşçe pay...

      Erik, incir tâne- tâne
      Yerken dönün dosttan yâne
      Herkese gerek bir hâne
      Üzümleri etmeli pay...

      Kadir’im. Meyveyi seven
      Pay ederim dirhem- dirhem
      Sevdi, verdi pay edemem
      Sevgileri edelim pay...

      Çeşitli meyveler, yemiş
      Her şâir başka söylemiş
      Hepsi bir ağızdan demiş;
      Gönülleri edelim pay...

      Sakınmam gönlüm kimseden
      Anlayan aldı kıssadan
      Dünyâda kalan hissemden
      Adâletle ediniz pay...

      Dolandım kazandıklarımla
      Gereksiz pazarlıklarımla
      Güzellik, nazarlıklarımla
      Mandalina yeterli pay.

      ………………

      BANYOSUZ FOTOĞRAFLAR

      Çamın doruğu, antenin duruşu,
      kar bulutları
      Sallanan sac tabelâ
      Geçen Garnallı simitçi
      Bir çift soğuk yüz
      İki bayan bir berber
      Ve yaşlı bir aksakal
      Eli bidonlu.
      Selâm veren dost
      Şapkasının tereği
      Elinde naylon çanta
      Ve park etmiş dört araba...
      Sessizlik...
      Bir genç
      Sırtında çuvalı ile  
      Hızar talaşı taşıyan çocuk...
      Durulan kurşûnî bulutlar
      Kalın paltolu,  
      Dokuma Fesli adam...
      Biri gözlüklü diğeri genç
      Bir Anne Ondörtlük oğlu
      Ve kucakta Yedilik çocuk
      Çat... Kapı açıldı... Müşteri
      Hazır olan Manto paketini
      Verirken:Güle güle komşu...
      Ve yine aynı Fotoğraflar.
      ………….

      “ … SORUNLARI MASA’YA … “

      Yetmedi mi kardeşim! Bulduğunu getirdin!
      Bütün sorunlarını, masaya sen yatırdın,
      Masa, sorundan büyük; yine, boş yer artırdın,
      Ellerini de koydun, güle- güle katıldım!..

      Dünyâ mes’eleleri; hem geri hem ileri,
      Bütün biçimlikleri; masa’ya düz yatırdın,
      O masa, ne büyük ki; koltuğunla katıldın,
      Aman. Şaka yapmayın, çılgınlığa şaşırdım!..

      Bütün, ülke sorunu, denizi ve limanı,
      Tutabilsen yatırırsın; sen, ona hem zamânı!
      Dilin her şey söylüyor, yok mu bunun sınırı?
      Hadi kardeşim sende, çatlatma be insanı!..

      Her zaman düşünmüşüm; masa taş mı tahta mı?
      Hadi diyelim çelik, bu kadar insan saf mı?
      Senin yaptığın ayıp! Acep, mâsum bir “Gaf” mı?
      Yuvarlak lâflar eden, böyle bir huy: Zaaf mı?!.

      Parmakla çalsan Keman, olmaz yalana; Liman,
      Azıcık koysan bile, hamura katsan maya’n,
      Kabararak, genişler, sonra sığmaz dünyâya,
      Kim çıkardı bu sözü; “Sorunları masaya”?!

      ………………..
      BETON KAVAKLARI

      Beton üstünde yatar, kesilen Onbeş kavak!
      Onlar için yaşamak; son çâre;eşkin atmak.
      Dil anlatamaz ancak, gayretli hayatları,
      Sakın sanman dilsizler, biri anlar O’nları...

      Düzgünce kesiverdi, İki ucdan, testere,  
      İndiler dikildiği, kendine gölgeliğe,
      canı yandı, uzandı, yine kesmedi ümit,
      Kalbi, dosdoğru görüp; sevgi ile bağlandı...

      Bir beton yolda yatar, yan-yana Onbeş parça,
      ‘Biz, ölmedik’ diyorlar... Dilleri: Param-parça!
      İntihar’ düşünenler; bizleri örnek alsın,
      Bizler hayata bağlı, bakar körler! Utansın!..

      Bu hâlimize rağmen, pekdeğer yaşamaya,
      Biraz geçmişi düşün, hayat; gerekli, sana.
      Her hâline râzı gel, verilene isyan: Ne?!.
      Sakın yokluğa kanma, belki de sağ: Cebinde!

      Yazan: Kadir Yeter.

      AÇIKLAMA:
      KTÜ Orman Fakültesi, binâsı yanında kesilmiş yatan 15 adet kavak ağacı kütüklerinin tamâmında, yemyeşil eşkinler ve yapraklar açmış olduğunu gördüm...
      Gazete haberlerinde; İnsanların (Özellikle, genç kızlarımız)intihar ettiklerini hatırlayarak, bu manzaranın görülmesi gereken bir ibret olduğunu, hayattan ümîdini kesenlere çok iyi örnek olacağını düşünerek, bu şiirime konu ettim.İntiharı düşünenlere Son sözüm:Engelli bir insanla dostluk kurun. O'nlarla, yaşama sevincini, yeniden keşfedin.

      …………….

      ELBİSE KUMAŞLARI

      En kirliden başlayım, kumaşı anlatmaya,
      El değmez iğrenirsin, değmez temizletmeye,
      İçinde insan yaşar, bilinmez temizliği!
      Nice temiz giysinin, içinde: Kirliliği!..

      Bâzen, yırtıklı- örgü, kimi, lekeli solgun,
      Öyle yıprak çeket var, yirmibeş delik ördüm.
      Eskimiş te- eskimiş, sâhibi yol şoförü,
      Böylesi tek, ömrümde, vefâlı, para körü...

      Ne kumaşlar diktirdim, patladı- soldu yazın,
      Ustalardan bir ordu, sayarsam; sabahlarsın.
      Kumaş; bir ten, deridir. İnsan kadar çeşitli,
      Beğenen- beğendikçe, çıkar; yeni desenli...

      Kenârında kimliği, emektârın’ okusun,
      Gözlerini, kapa- tut; elinle duy; dokusun’,
      Makastar, zevkle keser, renkler; büyü kokusu!
      Şeffaf, abalı- keten, seven elde dokusun...

      Temiz, top kumaşların, rûhunda sanat yatar,
      Renk var insan güldürür, gören; kahkaha atar,
      Modeller ve yırtmaçlar, düğme- aksesuarlar,
      Tel simli kumaşlardan, milyon fosforlar parlar!..

      Kareler tutmalıdır, önde- kolda, yakada,
      Dikilmiş kumaş ile, fors atılır- caka da!
      Giyen özgürce sallar, kelebeksi kanatlar!
      Giyim gösterisinin, mîmârıdır: Sanatkâr...

      Kadir, dolmadı niyet, sen, yazını uzatma!
      İkiye dörde değil, ister binkırk’a katla!
      Kişiyle- kişileşir; Elbise Kumaşları,
      Kırkbeş yıl temizledim, yaşadım kumaşları!..

      Top hâlinde gururlu, giyene: Bayramlıklar,
      İçinde, kim değerli, kimisi: İdâmlıklar!
      Çıkart- tart... bak, kaç gram, bezinde kir uyuklar!
      Gönülden giyinmeli, gayrısı: Selâmlıklar!
      ……………..

      ÇİÇEK VE KADIN  

      Açıldıkça, sona gülen!
      Gonca iken; çok sevilen,
      Karardıkça, içe küsen,
      Sen gibidir, çiçek- kadın,
      Çiçek- kadın, çiçek- kadın,
      Yorulmaz, kolun- yaprağın…

      Güzellik yakışır size,
      Kokular hoş gelir bize,
      Diken bize- sitem size,  
      Çiçek- kadın, çiçek- kadın,
      Yorulmayan, cefâkârsın…

      Arıdan sağ, çiçek özün’,
      Çocuk emdi, meme gözün’,
      Balda; hayat, petek; gözün,
      Büyük oldu, çiçek -kadın…

      İnsanoğlu- kızı, çiçek,
      Çiçek- kadın ve bir böcek,
      Birleşen güç; birtek gerçek,
      Cennet doldu; çiçek- kadın…

      Kadir’im. Koku sardı bedeni,
      Yine kaybettim kendimi,
      Âşıklık bu; döv, kendini,
      Ne mutlu; var, Çiçek- Kadın…

      Analar hep, çiçek- kadın,
      Sevdâya ses; çiçek- kadın.
      Çiçek kadın- çiçek kadın,
      Anadolu, senin; asıl adın.

      ……………..

      Liseli Gençlere, ithaf olunur.

      KOLTUK DEĞNEĞİ  

      Yanlış yapıyorsun, sigara içme
      Gençliğine yazık, kendinden geçme
      Ölmek kolay ama, bacaksız göçme
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Sür’atli sürme, araban güzel
      Sen istemezsen, tez gelmez ecel
      Vatanını çok sev, çalış ve yücel
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      O güzel boyunla, o gül çehrenle
      O kutsal bedeni, kendin erdemle
      Yanlış yola doğru, hızla gidenle;
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Asâletin belli, TÜRKoğlu TÜRK’sün
      Düşmanımız çok, akıllı ol, hepisi ürksün
      Bu vatan üstünde, büyük Gençliksin
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Hastalık doğal sa, değnek tabîi şart
      Henüz Onyedi de, değilsin ki kart
      Sigarayı, her kim ikram ederse, zart
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Kadir, doğru söyler, konuşur bâzen
      O nâleti içmez; kendini bilen
      Aklını kullan, gerekli fren
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Gözün görmüyor mu işitmez misin
      Zehirin kökünü, kazıtmaz mısın
      İş işten geçerse, üzülmez misin
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Saf mısın, akıllı mı ben anlayamam
      Boyun, kilon yerinde, her şeyin tamam
      İçme! Şu tütün’ün; pis dumanını
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Okul öğrencisi, sigara içer mi
      Fidan boylu o Genç bîçâre mi
      YEŞİLAY dururken, zifin çeker mi
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Var mısın; olalım hep YEŞİLAY’cı
      Garsonu, Öğrencisi ve bizim çaycı
      İçmeyeni gülme, kendine kaygı
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Gönlüm böyle diyor. İçmeseniz de  
      YEŞİLAY Derneği, TÜRKİYE’mizde
      Üye ol... Gönüllü çalışın... Siz de
      Sana koltuk değneğini yakıştıramam...

      Ralli’ler, yarışlar, hep bir bahâne
      TÜRKİYE’de, gizli reklâm. Daha, ne
      Zehir satan, ne koyar ki! Önüne
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Çanak antende bak neler’ reklâmı
      Gençler, akıllıdır. Yükselt, çıta’nı
      Görevin: Okumak. Uyar, arkadaşını
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Gözleri parlıyor, bir şimşek gibi
      Sağlıklı Gençlik, gerçek bilgili
      Sen’sin, TÜRKİYE’nin, gerçek sahibi
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      İçmeyene bak, içene değil
      Doğru söze, saygı duy. Önünde eğil
      TÜRK’ün düşmanları, dışarda değil
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Yazsam; saatlerce, günlerce şiir
      Her türlü kelâmı söylesem bir-bir
      İçme diyorlarsa, içilmez: Zehir
      Sana, koltuk değneğini yakıştıramam...

      Yeter. Kadir, yazma. Uzadı gitti
      Bitmeyen sözlerim, zoraki bitti
      Ormanı yakan da; bir çöp kibritti
      Bu benim Gençliğim. Karıştıramam
      Sana, kötü alışkanlıkları, yakıştıramam.

      26.03.2006
      **************

        
      BEKLEYİŞ

      Kim bilir kaç kişi
      Benim gibi
      Aşkın kelepçelerine
      Mahkûm;
      Tüm sevgilerden mahrumdur
      Yinede bekleriz hayâlde
      Umutla her gün
      Bu bekleyişle ömür
      Bitecek elbet bir gün.

      …………..  

      EKMEK PİŞİRENLERE...

      Bizler uykuda iken, başladınız: Öz ile,
      Unu, su ile karıp- karıştırdın tuz ile,
      Yoğrulan hamurlara, biçim verdin’ göz ile,
      Uykudan uyananlar, beslendi; Ekmeğinle...

      Gün ağardıkça sizde, artıverdi yorgunluk,
      Sabaha karşı çöktü, gözlere uykusuzluk,
      Şimdi gidiniz eve, bir sessizlik içinde,
      Fırıncılar yaşıyor, gündüzü- gece yine...

      Hey... Ustam: Yedik- içtik, ellerinize sağlık,
      Tüm Fırıncılar birden, görmesin hiçbir darlık,
      İnsanları beslemek: Hem, babalık- Analık,
      Hatırlıyoruz. Yazık!.. Sizleri, bir-kaç anlık...

      “Elhemdülillâh” derken; hatırla Fırıncıyı,
      Elleri- yüzü unlu, karıştır: Maya- suyu,
      Sağ olsun- vârolsunlar, ölülerine: Rahmet,
      O, ele: Minnet borcum. Sâyenizde: Selâmet.


      08.02.2006
      **************


      Kadir Yeter (1951) ( Emekli )
      Toplam Oy : 1761
      Oy Ver

    Şairlerimizden
  • Ahmet İnce
  • Burhan Mendi
  • Dilber Saka
  • İhsan Bektaş
  • İhsan Kurt
  • Kadir KARAMAN
  • Kenan Sarıalioğlu
  • Mehmet KUVVET
  • Murat İNCE
  • Neriman Calap
  • Nuri CAN
  • Osman Serhat ERKEKLİ
  • Ömer Turan
  • Zekeriya ÇAVUŞOĞLU
  • Zekeriya SAKA
  • . ..Anket.. .
    İnternet üzerinden şiir okuyor musunuz?
    Sürekli Okurum
    Göz Gezdiririm
    Çok Az
    Okumam
    . ..Editörün Köşesi.. .
    Editörümüzün gönderilen şiirler hakkındaki yorumlarını okuyunuz. Şiirleriniz yayımlanmamışsa sizin için mutlaka bir cevap vardır.



     
     
    ©2003 GülNet İnternet Hizmetleri - support@gul.net.tr