23.08.2017, Çarşamba Bir sayfa geri gitAnasayfaya gitBir sayfa ileri gitFavorilere ekleBu sayfayı yazdır    
 
Son Eklenenler
  • Tayfun Canpolat (1988)
  • Kadir Yeter (1951)
  • İsmet Gür (1952)
  • Nurcihan Üstüner (1972)
  • Ziyaretçilerimizden
     
  • Abdullah Yazıcı (1984)
  • Abdurrahman Bozgeyik (1989)
  • Adem Canpolat ( 1971 )
  • Adem Kıraç
  • Adem Kurtipek (1983)
  • Adil Komut
  • Ahmet Arslan ( 1987 )
  • Ahmet Bektaş (1962)
  • Ahmet Beser
  • Ahmet Çelik ( 1983)
  • Ahmet Dümrül (1948)
  • Ahmet Nural Öztürk (1951)
  • Ahmet Nural Öztürk (1954)
  • Ahmet Özer Şahin ( 1977 )
  • Ahmet Özün (1985)
  • Ahmet Sarıgan
  • Ahmet Tarık Can ( 1977 )
  • Ahmet Tirgil
  • Ahmet Uzunaslan (1977)
  • Ahmet Yazıcıoğlu (1970)
  • Ahrâzi ( 1977 )
  • Akın Aktaş (1979)
  • Ali Bayır (1959)
  • Ali Hallaç
  • Ali İhsan Konuklu ( 1964 )
  • Ali Kemal Beşel ( 1971 )
  • Ali Kılıç Kakiz (1963)
  • Ali Topçu (1992)
  • Ali Yaz (1980)
  • Altınoz


    Toplam : 452 Adet
      Sayfa No :
    1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 |
  •  


      Zekeriya SAKA      

      direnç

      diren
      ey alnımın şafağına koşan
      sağrıları köpük  doratlar
      atlarım
      hızları yıldırım
      yolları granit
      yeleleri şimşek olan

      doratlar koşar alnımın şafağına
      toynakları kan


      diren
      ey mevsimlerin kum saati
      örnek al direncimi  
      direncine kat sisyphos’a inat
      dondur dökülmeleri
      öyle bir limana demirle ki
      adı onur
      yolu aydınlık olan


      doratlar koşsun alnımın şafağına
      toynaklarında erisin zaman


      ............

      sensizliğe ileniş

      bir sen anlarsın beni demiştin
      cerenler yunağından gelen sevdiğim
      yılkılar otlağında güze yatmışken ömrüm
      bir sen havalandırırsın turnalarını gönlümün
      bengiler yazılarına


      sevgiler de satılır demiştim
      pazarın büyüğü küçüğü olmaz sevdiğim
      bilirsin pazarlıklar prangalar mutlulukları
      hem içten hem dıştan
      kuşatılırız  ateşlerin çaprazında
      çıkış vermez yanılsamalarımızın karanlık yanı


      ölçülmez uzaklığı insanın
      iki gönül soğukluğudur sevdiğim
      ve aşılmaz dağımdır
      bir sert çizgisi yüzünün bilesin
      anlaşılmazlığımı gitmelerine yüklediğinde
      bir kartal abanır böğrüme
      buzlar sarkar mevsimlerimin en ılımanından
      ve  volkanlar akar yazgımın coğrafyasına
      buğulanır kıyılarım
      golfistrimler ırmağından


      gidişine ağıt yakmayacağım demiştim
      kaçışlar meleği sevdiğim
      bin döngüyle sarılsam da
      döneklikle işim olmadı bilesin
      bu yalnızca sensizliğe ilenişidir yüreğimin





      **************

      direnç


      diren
      ey alnımın şafağına koşan
      sağrıları köpük  doratlar
      atlarım
      hızları yıldırım
      yolları granit
      yeleleri şimşek olan

      doratlar koşar alnımın şafağına
      toynakları kan


      diren
      ey mevsimlerin kum saati
      örnek al direncimi  
      direncine kat sisyphos’a inat
      dondur dökülmeleri
      öyle bir limana demirle ki
      adı onur
      yolu aydınlık olan


      doratlar koşsun alnımın şafağına
      toynaklarında erisin zaman


      ....................

      sensizliğe ileniş

      bir sen anlarsın beni demiştin
      cerenler yunağından gelen sevdiğim
      yılkılar otlağında güze yatmışken ömrüm
      bir sen havalandırırsın turnalarını gönlümün
      bengiler yazılarına


      sevgiler de satılır demiştim
      pazarın büyüğü küçüğü olmaz sevdiğim
      bilirsin pazarlıklar prangalar mutlulukları
      hem içten hem dıştan
      kuşatılırız  ateşlerin çaprazında
      çıkış vermez yanılsamalarımızın karanlık yanı


      ölçülmez uzaklığı insanın
      iki gönül soğukluğudur sevdiğim
      ve aşılmaz dağımdır
      bir sert çizgisi yüzünün bilesin
      anlaşılmazlığımı gitmelerine yüklediğinde
      bir kartal abanır böğrüme
      buzlar sarkar mevsimlerimin en ılımanından
      ve  volkanlar akar yazgımın coğrafyasına
      buğulanır kıyılarım
      golfistrimler ırmağından


      gidişine ağıt yakmayacağım demiştim
      kaçışlar meleği sevdiğim
      bin döngüyle sarılsam da
      döneklikle işim olmadı bilesin
      bu yalnızca sensizliğe ilenişidir yüreğimin





      **************


      ben  de varım

      meyveyim
      bir salkım doruğunda karayemişin
      mayıs dumanından kendini kurtarmış

      deli balım
      ağasar’ın zifininden
      zigana’nın komarından
      akçaabat’ın tütününden
      oğul vermenin sapağındaki asi arılarca toplanmış

      güzel ellerle yepelek dizlerde demetlenmişim tütün diye
      hoyrat kollar denge vurmuş kıbleli yapraklarımı
      ihraçtan zor sıyırmışım işgüzar eksperin elinden kurtulup  
      tütüncü kız adımı “birinci”ye sarmış
      bir deli ateşle yakılırım
      bir deli dumanım
      gül dudaklarda türküye yatmış

      bir kadeh üzüm suyuyum
      kar’abdal şenliklerinde
      yeminini bozan yosmanın
      göğüslerinde demlenip
      çimenlere ağmış

      ben  de varım
      dönenler evreninde
      dönencesi oğlak’ta karar kılmış
      gemisi yürürken kaptana atanmışların
      bu ne yazgıdır ki  
      forsa diye kazılmış

      (Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)

      **************

      tavaşı  ağıdı

                          - gündoğdu sanımer’e

      içince suyunu renkler ebrulardan
      yıldırımlarla eridi tanrı asklepios
      tavaşı çeşmesi akmıyor artık
      kuruyor karanlığında tavaşı sokağı
      tüm tavaşı çöl

      sana gelen istasyonlarda ay karanlık
      soğuk baharlara çürüyor elmanın iki yarısı
      raylar uçuşuyor delifişek akasyalar boyunca
      su alıyor avare kaptan’ın gemisi
      kavuştuğum limanlar birer fındık kabuğu  

      yüreğini yükledin bu son gemiye biliyorum
      karayelin sürülerine meydan okuyan yüreğini
      ellerim kısalıyor
      konuşmanın dününü
      susmanın  yarınını dokuyan ellerine

      bir tavaşı çeşmesi
      bir  de cennetler geçerdi  düşlerinden  
      hurileri erdemli ve güzel olan
      ebrulu akşamlara demlerdin umutları
      ebrulu akşamları harmanlayan dizelerinle

      biliyor  musun beni cennetsiz bıraktığını
      yasak meyveyi bile tatmamıştım oysa
      suların balkımasındadır yoksulluğum şimdi
      gece  yarısı ezgilerinde ağlar simitçi çocuklar
      ıslığını tüketerek çobanların



      **************


      mayıs ağıdı

      bizdik yüzyılların nadasına biri bine eken
      bizdik karanfilleri “mutlaka yarın”lara büyütürken
      hem alkışın hem kargışın kundağına saran “adiloş bebek”leri
      taksim’de kırmızı gagalı güvercinler
      son kuruşunu yeme veren devrim esriğinin ellerine konmadayken
      ağzı purolu geçkinin
      daha on altısına basmamış kızların yasak yerlerindeyken dudakları
      gecenin terkisindeydi göğün aylası
      kana bilenmektedir karanlığın baltası

      bizdik şimşekleri akıtan defnenin neftisinden
      çağlalar daha değmeden al dudaklara  
      besini candı yıldırımlarla ışıyan özlemlerin  
      masası havyarlıların  
      tepsisindeyken tazelerin nikâh görmemiş ayakları
      tandoğan’da bir genç yarınını saza vurmaktaydı
      sırtını taşa
      umutlarını mayıs rüzgarına vermektedir
      özgürlüğün  barışın  emeğin  kardeşliğin simgesidir diye          
          
      “sen karanfil ektin mi kara topraklara
      kara gecelerde
      kara yağmurlar altında” diye sordu çocuk
      çilingir sofrasına göz koyan kara kartalları görerek  
      ki prometheus’un kartalı kelebek kalır yanında
      akşamı örtüyordu öksüz bedenine çocuk kurtarmak için ciğerini
      ömrünün genç saçağından kırlar sarkmaktadır
                                                                
      türküler eriyip sazına ağdı gencin
      tam halaya yüklenmişti ki yüreği
      “uyurken bekçileri gecenin
      ben beklemekteydim sabahı” deyip kaldı
      yürümedi söz bir daha
      ezgiye yatmadı tel
      bildi(k)  
      umuttu  sözü yürüten
      teli titreten
      alışılmışlığa vuran tezenesinden ağıtlar akmaktadır

      bizdik soruları hevenkleyen yargı gününe
      ne biz sorabildik
      ne çocuk
      ne de genç
      mayıs biri gösteriyordu  
      yılımıza zamansız yazılmış olan mayıs
      daha otuzu bulmadan ay  
      zamanlara eylüller sanrımaktadır

      (KimseSiz dergisinin 4. sayısında yayımlandı)

      **************

      madımak  ağıdı

      “madımak kurutmadım
      hatırını saydım  da …”  
      saymadılar elâ gözlüm
      bilgeliğin
      sözün sazın hatırını
      söyletmediler türküsünü
      çektirmediler halayını
      bırakmadılar kurutmaya madımağı  
      gökçe ırmaklar yazısında
      gökçe yeşillikler oylumundayken
      bir daha oyununa tutulmasın eller
      türküsünü söylemesin diller diye madımağın
      hades taşıdı ateşi bu kez
      promete utandı
      kara düşlerin kara yangınlara dönüşmesinden

      “madımak bitti  m’ola
      yolları tuttu m’ola
      elâ gözlü nazlı yar…”  
      anadolu’nun bitek toprağında boy verenler
      anadoluluğunu unuttular
      uyup yabanın aklına
      madımak adına yeni bir oyun kurdular
      sen ki madımak gülten
      eline su dökemezdi
      hem oynayışta
      hem öğretişte madımağı
      ne var ki
      oyun içinde oyunla eğitilmemiştin
      kestin oynayışı
      ve
      kesildi yalazı çayda çıra’nın madımak tarlalarından


      “madımağın alları
      tuttu m’ola yolları
      hiç aklımdan çıkmıyor…”  
      çıkar  mı otuz yedi can akıldan elâ gözlüm
      mustafa kemal gibi
      pir sultan gibi
      veysel gibi
      sulansa iran/tüm arabistan
      türkülere göverebilir mi anadolum sivas’tan sivas’tan

      “madımak bitti  m’ola
      yolları tuttu m’ola
      elâ gözlü nazlı yar…”
      büyük olsa  da oyunlar
      daha büyük oyunlarla alt edilir bilesin
      bilesin  
      kaknus’un küllerinden nice kaknuslar doğduğunu
      ve
      “madımak”ın bizim türkümüz olduğunu

      (Ardışkuşu dergisi, 53. sayısında yayımlandı)


      **************

      savaşsız bir dünya

      bizdik  yüzyılların nadasına  barış  eken
      insanlığın ilk vuruşmasından bu yana
      karanfilleri “mutlaka yarın”lara  büyütürken
      ne tufanlar
      ne yangınlar yaşadık

      ak güvercinler
      barış sevdalılarının ellerine konarken
      ağzı puroluların
      on altısına basmamış semraların yasak yerlerindedir gözleri
      ve çağdaş tanrıların sunakları için  
      körpe bedenlere çalınmaktadır karanlığın tamtamları

      insanlık ırmaklar bağlarken defnelerin neftisine
      zeytin dalları örmedeyken özgür başlara  
      çağlalar daha değmeden çağla gözlülerin dudaklarına
      karnındakini koyunlamadan taze gelinler
      içeceği can
      yunağı kandır  petrolle beslenenlerin
      dünyanın bir dilim peynir kadar önemi yoktur gözlerinde
      bölüşüp meze yapmak için şehvetlerine
      ve hiçbir peygambere tanrısının anlatmaya gücü yetmediğidir
      sam atını mahmuzlayan  ares’in gösterdiği cehennem


      bir kez düzen düşlememiş isterik kalemler
      yeni dünya masalları yazmaktadır çocuklara
      füzedir
      nükleer yıkımdır
      ölümdür
      sakatlık
      açlık
      ve yokluktur kahramanları
      zaten yoktur başka kahramanlıkları

      bizsek  yüzyılların nadasına barış eken
      insanlığın ilk vuruşmasından bu yana
      bizsek tüm bunları bilen tamı tamına
      oksuz
      kılıçsız
      topsuz
      mitralyözsüz
      füzesiz  
      kollayıp
      büyütensek “mutlaka yarın”ların karanfillerini
      belli ki  
      yeni  tufanlar
      yeni yangınlar yaşayacağız
      ve barış uğruna
      insanlık onuru adına
      savaşlara karşı olacağız


      dünyanın esenliği senin direncindedir
      ey gerçek insan
      öldürenler hep yok oldu ölümlülükleriyle
      pir sultanlar
      nesimiler gibi yaşayacağız
      sazımızla sesimizle
      şiirimizle sözümüzle  
      savaşsız bir dünya kuracağız

      (Şiirler Savaşa Karşı, adlı kitaptan: Seyir Yayınları)


      **************

      bir şen hüzünsün

      salus’un kollarında meltemlerle geldiğinde
      yeni dönmüştüm alaboralardan  
      dudaklarındı çöl gönlüme pınarlar sanrıyan
      çağlayanlar debisini
      uysal bentlere bağlayarak
      bir şen hüzündü gözlerinden akan  

      bir şen hüzündün
      gece tapınırken yalnızlığına
      buluşmalaraydı dudaklarındaki yakarı  

      saçların mars’ın  poyrazındadır şimdi
      bodoslama girersin seyir defterime
      dilin yol havası ezgilerinde
      tekil yaşamalara foralarsın yelkenlini
      limanlarca yalnızlığımla doldurarak
      bir şen hüzündür gözlerinden esen

      bir şen hüzünsün
      ayrığın sapağında mendil düşürüp
      umutlarımı tırpanlayan



      **************


      aldılar düşlerini çocukların

      -Muzaffer İzgü’ye-

      aldılar düşlerini çocukların
      bağladılar ekrana
      yok artık “okula giden robot”ları  
      “ali’nin bisikleti” de kırıldı
      “uzay dolmuşu  kalkıyor” diyen de arama
      çocuklar “konuşan balon”suz
      çocuklar “güldüren uçurtma”sız
      çocuklar yayan yapıldak

      ne güzeldi öyküler kitaplarda
      ökkeş’in serüvenlerinden başlayarak
      “çizmeli kedi”yi bilirdi de çocuklar
      “çizmeli osman”ları vardı bir de
      görmemiş olsalar da  treni
      ne güzeldi  rayların türküsünü dinlemek

      radyo denen gizemli kutu
      çocuklarındı yalnız
      çocuklarındı  düşlerin gerçeklerle seviştiği  bahçeler
      yol boyu
      köy boyu
      kent boyu
      ... evren boyu
      kulaklar kirişte
      muzaffer izgü “bisikletim vız vız”a binip  
      gecenin karanlığından ışık gibi süzülerek gelirdi

      aldılar düşlerini çocukların
      bağladılar bilgisayarlara
      ninnileri başka dillerden artık

      (Ardıçkuşu dergisinde yayımlandı)
                        
      **************                                    
      ergen  çocuk

      salıncaklar uçuşurken
      her bir deviniminde bin türkü
      yalnız ezgilerdeydi dilim
      zamansız ışırken sabahlar
      iş bitecek

      düşlerimin örgü saçlı bebeği gülümserken
      yasaktı el değdirmek oyuncakçı sergenine    
      durmak  da yok
      zamansız örtülürken guruplar
      yol uzun yürünecek

      şimdi
      ilkin ben sürerim oyuncak trenleri
      ilkin benim ağzıma değer mızıka
      gözlerim kızarır kırmızısında çizgi filmlerin
      bebeğini kızımın ben sararım ak kundağa
      karalara inat
      ninnimizi birlikte söyleyelim yavrum
      iki çocuk birlikte büyüyecek
      (Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)

      **************

      dönencemizde forsadır ömrümüz

      çocukluğumuzun esrik yıllarında
      oyunlarımızdan damıttığımız
      mutluluk içitiydi
      içimine doyamadığımız
      masallarla öykülerin düşlerde seviştiği geceler
      güneşin yedi rengine yetmiş salıncak kurardık
      belde çember
      elde topaç dönerdi

      gün geldi piranalarca üleştirildi
      söz ile su
      küçüksün sus
      payımıza su düştü
      su ile avutulduk çilingir sofralarında

      oysa
      çağı aydınlatmaya soyunmuştuk
      Prometece ereklerimiz vardı
      daha ateşi külümüze kondurmadan
      tarihin yazmayı unuttuğu tufanlardı yaşadığımız
      yaşamak soğurmalar yarışıydı
      bilemedik

      gün oldu
      dövenlere yatırıldık ekin yerine
      nadaslandık gelecek baharlara
      yaşamımızın yeni bir baharına eriyoruz derken
      ertelenmiş sevilerle karşılaştık
      her bir bakış intizar
      her bir söz ileniş
      bakıştan uzaklaştık
      kaçtık sözden
      dökülgen gelincik tarlalarında
      gelinciklerin sapı kaldı elimizde  
      dökülüp kırılgan çiçekleri
      oysa okşamaktı ereğimiz
      ellerimiz kazan karası
      gözlerimiz kan kırmızı

      derim ki  
      bekleme yeni trenleri
      ne düdük sesi yankılanır karşı dağlardan
      ne de istim yayılır anızlara
      defnemizin yaprakları döküldü
      baldırandır biteriz bozkırlarda

      derim ki
      yaşadıklarımızın izdüşümüdür yaşayacaklarımız
      ne bulutlardadır uçurtması çocukluğumuzun
      ne kavak yelleri istediğimizce esmektedir gençliğimizin
      güneş teğet geçmektedir yarıküremizden
      yeni kıyılar aransa da gemimiz
      dönencemizde forsadır ömrümüz"
      (Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)

      **************
      büyüme küçüğüm

      bir sen kaldın tek umudum
      küçüğüm
      yamacıma tutunmuş lokman yemişim
      düşler evrenimi havalandıran anka kuşum  
      büyüme/ böyle kal
      düşersin ağırlaşıp

      sevgiler gönülden uçup
      çıkara dönüşür büyüdükçe
      düşünceye konar akbabalar
      öyle kal
      hem gönlümde
      hem dizimde
      sıcak

      en büyük yalnızlığı insanın
      biçimsel birlikteliğidir
      en büyük yoksulluğuysa
      sevgisizlik
      kalabalığımsın yürek yürek
      varsıllığımsın gömülerce
      büyüme
      küçüğüm
      aklın erince dünya işlerine
      o an bir kuş kanada kalkar
      boşalır yuvam
      ellerim üşür
      gözlerim yanar"
      (Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
      **************
      yaşam bulanık bir suydu

      çocukluk kelebek kanatlı uçurtmaydı
      dökülgen gelincik tarlalarında uçurtulan
      ipini tutamadığım

      gençlik bir tren bekleyişiydi
      son düdük sesiyle uyandırılan
      yetişip binemediğim

      yaşam  
      yamaçlardan döküldükçe kayalarla öpüşen
      bulanık suydu
      düzlüğüne eremediğim

      mutluluk
      sağmal memeleriyle devleri emziren
      düşsel bir kadındı
      koynuna giremediğim"
      (Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)

      **************

      trabzon'a düşsel  serenat


      I
      orada mısın trabzon
      zigana'nın eteğinde
      sağmal memeleriyle
      akını karasını karadeniz koytağına akıtan

      kim bilir kaçıncı öpüşmesidir denizin
      kim bilir kaçıncı gerdeğidir  
      saçları yosun
      yanakları komar
      gönlü yedi dere akımı  
      krallar
      şehzadeler sevgilisi bu kentle


      karaları bırak
      aklarınla gir yola
      biraz da sen yaklaş
      arabam 1300 motor
      teybimde fuat saka
      dilinde “rapatma”
      dolamanlar girişinde
      bir TIRı sollamaktayım  


      II

      “bekle beni” demişti  nikos  sofyasına
      bekle beni  
      “kesinlikle bekle” diye  yineler temel  fadimesine
      çamdibi'nde  
      ya da ganita koyunda
      koy olsun da
      gözlerden uzak  
      ne var ki
      ganita da çamdibi de
      bin bir ses
      bin bir ayak


      gözler su üstündeyken
      kaçıncı gelişlerle kucaklaşır anılar
      su altında
      çünkü derini göremeyen gözlerden
      anlayamayan beyinlerden uzaktır orası
      ondandır pamuk ipliğinde kopagelir sevdalar
      ondandır zor evlendirilen kadınlar  
      yedi aylık ilk çocuklarını çok severler
      dokuz aylık çocuklarından  

      şurada yannis'i vurmuşlardı aşk uğruna
      şurada  
      yüreğinden kalkan kanlı eli havada isyanlardaydı
      şurada gülizar eteğini yırtıp yarasına basmıştı  
                                                                    yannis'in
      kösnül gözlere
      hınçla kalkan kazmalara küreklere aldırmadan

      yannis'i keşiş uğurlamıştı son yolculuğuna
      gülizar  
      yatsı namazının ardından ilenmişti tanrısına
      “her şeye gücün yetiyorsa
      bu olanlar ne” diye

      şurada yalamıştı yannis'in yarasını deniz
      sadık bir köpek gibi  
      sadık bir köpek gibi yüz yıldır dili kaldı kanlı kumsalda

      III

      her şeye karşın
      masamız kuruludur çamdibi koyuna
      sen başka bir yere kur istersen
      yeter  ki  masa olsun  
      yeter  ki üstündeki kadehleri sevi
      tabakları tutku dolu olsun  
      görürsün o zaman hamsinin dansa
      palamudun rakıya geldiğini  
      masanın ayaklarına dalgalar değdiğinde
      düşler büyütür
      anılar tazelersin
      sevdiğin tütüncü kızını anımsarsın ilkin  
      gelin oluşunu
      nikotinli parmaklarıyla  
      hasırbileziği sevişini canlandırıp durursun
      unutmak biraz da deliliğe vermektir
      fırlat çakılları
      say dalgaları
      derdini deniz bastırır
      bir kadeh de parlat martılar için

      geçen gemileri de unutma
      onlar ki
      ne ateşlere harlandı ateşçi küreklerinde
      onlar ki
      ne ayrılıklar yüklendi
      ne kavuşmalar boşalttı fırtınalı limanlara
      onlar ki
      gülle savurdu  
      dağlara kaçtı insanlar
      bunlar perslerin gülleleridir bedenim kadar delik açan
      bunlar romalıların
      bunlar da fatih'in  
      bunlar da kim bilir kimlerden kalma
      en son ruslarla sarsıldı en sağlam yapılar
      nedir bu halkın çektikleri çıkar çatışmalarından


      geçen gemileri unutma
      turnasıdır bu yerin onlar
      güvercinidir haber taşıyan
      düdüklerini her çalışlarında
      gül açtı yalnızlıktan bunalan limanlar


      gemiler
      gidişleri mani kısalığında
      dönüşleri bozlaktır  

      gemiler
      onurunuza kadehim
      özlemleri suya
      suyu özlemlere bağlayan


      IV  

      köy enstitülü macide öğretmen
      meydan parkı'nda
      doğuya dönük oturmaktadır sırtını
      görmek istememektedir
      1940'lı yıllarda sümer sineması olarak bilinen
      görkemli yapının
                     posta kulübeleri kondurulmuş yerini
      anımsadıkça
      on beş kuruşa film izlemeye götürdüğü  
                                                          öğrencilerini
      karbonatlı çaya vurmaktadır kendini


      yan masada garson
      elleri kaportacı çırağı  
      tabaklarına taşırdığı ayran bardaklarını
      masaya indirmektedir
      bordo önlüğüyle  
      rakip takıma kızmış bir amigoya benzemektedir

      V

      istersen ganita'da oturayım
      bir akşam vaktidir
      gurubu pembeye boyamaktır işim
      düş benim değil mi
      istersem
      kıyıyı ganita'dan yoroz'a   yeni bir düzene koyarım
      “tut  ki boyadık  oni” bilmecelerde kaldı
      her söz lyra'nın kutsallığında
      her söyleyiş temel'in kemençeye türküsüdür dudakta
      her devinim dionysos töreni
      her yürüyüş emine'nin silkenenişi horonda


      her ne kadar övünsek de
      tek başına ekin bir işe yaramıyor bilesin
      “alaca katu mota
      korbaz goyitfi fotda”
      “ela ela leose”
      lazutlar teypte
      hoparlörde fuat saka
      bugünlerde tüm kent onu dinlemede
      “gökteki yıldızları
      pay edelum kızları”


      bulursan pay edersin
      en iyisi
      kıyılarda fazla oyalanma
      en iyisi
      virala gemimizi
      sular dinlesin türkümüzü
      türküler bizi trabzon'a
      sular gurbete bağlar

      VI

      okulluyum yeniden
      ister  idadide  say beni
      ister cumhuriyet'in ilk  idealist öğretmeni  
      istersen götür oturt  ktü'nün edebiyat fakültesi'nde
      dersimiz yorumlamaktır maviyi
      denizde mavi
         teknedir
                   balıktır
         ekmektir
      gökte mavi
                   umut
         ak güvercinin al gagasında
      gözde mavi
                   yâr
      yâr sarkıtmış ayaklarını denizde yıkar
      faroz'dan bir kız sevdim
      insanı orhan velice düşlere koyar

      “uy nereyedur fadimemin  ördüğü ağlar
      bir kayık hamsi tutamazsam yüreciğim kan ağlar”
      yüreciğine bengisu serp dursun kaptan
      uzun sokak'a at dertlerini

      uzun sokak deyip geçme
      ne dertlerin ortağı
      ne olayların tanığıdır
      şu iki gencin sevişircesine konuştukları yerde
      siyamidis vedalaşıyordu çocukluk arkadaşıyla
      ikisinin de gözleri yaşlı
      anlam veremiyorlardı olup bitenlere ikisi  de

      - yol göründü gurbet ele
      maria'm sana emanet
      tanrı hoşnutluğu için
      çok iyi bak ona ülfet

      - meryem torunum anası
      padişahlardan kalmadır
      baş tacıdır kefere kız
      düşman olsa da atası

      dostluğumuzun hatırına
      hem kızımdır  artık kızın
      kalmanın çaresi yoksa
      gözün arkada kalmasın


      VII

      silin gözlerinizi ayrı kalanlar
      bir türkü yakacağım sizler için
      ayrılık bu türküde yaşayacak yalnızca
      yalnızca gurbet olacak  
      olmayacak  gurbetçi
      düşlerim  geçtiğinde sevginin can alıcı yerinden
      çıkıp boztepe'ye
      “dinleyin!” diye sesleneceğim
                       susacak martılar bilirim
             köpükte kalacak dalgalar
             gemiler virada donacak
      suya düşmüş aşkları yükleyecek bir martı gagasına
      “alın!” diyecek
      alın derelerin coşkun akışı
      komarın tomurcuğu
      zifinin kokusu
      kayemişin karası
      alın
      temelin  selamını alın
      benim de neyim varsa
      yeter  ki trabzon'da sevi  
      gönüllerde trabzon sevgisi yaşasın sonsuzca



      VIII

      orada mısın trabzon
      biraz da sen yaklaş
      arabam 1300 motor
      teybimde fuat saka
      dilinde “meryem ana deresi”
      sana da sıra gelecek volkan konak
      yaşar miraç'ın dizelerini yorumuna
      önümde TIR katarı
      daha dolamanlardayım

      (Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)

      ********************
      Zekeriya SAKA : Yaşam öyküsü için  www.gul.net.tr/siir   adresinden Zekeriya SAKA’yı ya da  doğrudan www.gul.net.tr/siir/zsaka.asp  adresini  tıklayınız.  



      **************


    Zekeriya Saka (-) :

    -

    Şairlerimizden
  • Ahmet İnce
  • Burhan Mendi
  • Dilber Saka
  • İhsan Bektaş
  • İhsan Kurt
  • Kadir KARAMAN
  • Kenan Sarıalioğlu
  • Mehmet KUVVET
  • Murat İNCE
  • Neriman Calap
  • Nuri CAN
  • Osman Serhat ERKEKLİ
  • Ömer Turan
  • Zekeriya ÇAVUŞOĞLU
  • Zekeriya SAKA
  • . ..Anket.. .
    İnternet üzerinden şiir okuyor musunuz?
    Sürekli Okurum
    Göz Gezdiririm
    Çok Az
    Okumam
    . ..Editörün Köşesi.. .
    Editörümüzün gönderilen şiirler hakkındaki yorumlarını okuyunuz. Şiirleriniz yayımlanmamışsa sizin için mutlaka bir cevap vardır.



     
     
    ©2003 GülNet İnternet Hizmetleri - support@gul.net.tr