23.08.2017, Çarşamba Bir sayfa geri gitAnasayfaya gitBir sayfa ileri gitFavorilere ekleBu sayfayı yazdır    
 
Son Eklenenler
  • Tayfun Canpolat (1988)
  • Kadir Yeter (1951)
  • İsmet Gür (1952)
  • Nurcihan Üstüner (1972)
  • Ziyaretçilerimizden
     
  • Abdullah Yazıcı (1984)
  • Abdurrahman Bozgeyik (1989)
  • Adem Canpolat ( 1971 )
  • Adem Kıraç
  • Adem Kurtipek (1983)
  • Adil Komut
  • Ahmet Arslan ( 1987 )
  • Ahmet Bektaş (1962)
  • Ahmet Beser
  • Ahmet Çelik ( 1983)
  • Ahmet Dümrül (1948)
  • Ahmet Nural Öztürk (1951)
  • Ahmet Nural Öztürk (1954)
  • Ahmet Özer Şahin ( 1977 )
  • Ahmet Özün (1985)
  • Ahmet Sarıgan
  • Ahmet Tarık Can ( 1977 )
  • Ahmet Tirgil
  • Ahmet Uzunaslan (1977)
  • Ahmet Yazıcıoğlu (1970)
  • Ahrâzi ( 1977 )
  • Akın Aktaş (1979)
  • Ali Bayır (1959)
  • Ali Hallaç
  • Ali İhsan Konuklu ( 1964 )
  • Ali Kemal Beşel ( 1971 )
  • Ali Kılıç Kakiz (1963)
  • Ali Topçu (1992)
  • Ali Yaz (1980)
  • Altınoz


    Toplam : 452 Adet
      Sayfa No :
    1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 |
  •  


      Nuri CAN      

      Yürek Yanarsa Titrer Gül Üşürse

      Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne
      Umutlarıda tüketiyorlar hep beraber / sevgileri de
      dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle
      soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi
      kimin eli kimin cebinde  
      kimin eli kimin neresinde belli değil

      bense öyle acemi ve şaşkın  
      boş kalan ellerimi bir ömür
      nereye koyacağımı bilemedim
      bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı

      durmadan kirletiliyor/ kanıyor zaman /kimse aldırmıyor
      kimse yanmıyor /sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine  
      dönüp bakmıyor çığlıklarına çocukların anne  
      kapkara bir nehir gibi  
      acı akıyor yüzünde yoksulların her akşam
      tüm çabalarımıza ragmen,
      herşeyin kirletildiği bir dünyada
      temiz tutamadık güzelliklerimizi
      bu yüzden hep vurgun kaldı bir yanımız
      bir yanımız aşka acıya ayarlı  

      dumanlar yürüyor her akşam  
      beton yığınlarıyla örtülü / sevgisiz kentler üstüne
      zifiri karanlıklar  
      kimse kimsenin yasını tutmuyor
      bölüşmüyor acısını  

      Sarılki
      kokun sinsin tenime anne /sevgin işlesin yüreğime
      bu yalancı dünyada kimim varki başka gözlerimden öpecek
      içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde

      Sarılki
      serinlensin ateşler içindeki alnım
      yorgunum anne
      beynim tenim ellerim yorgun
      kendime sürgün yaşamaktan
      sevgiye tanımlar aramaktan
      tüm bu oldu bittilere
      insanın kayıtsızlığından yorgunum anne

      yoruldum anne ağrılarım sızılarım yorgun
      ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi
      her gece yalnızlıklar sürüyorum/ kanayan yerlerime
      ellerime çaresizlikler yüklüyorum
      üşüyorum bu karanlık gecelerde sarıl bana

      oysa hiç dönmedim sırtımı insanın emeğine
      öpmedim namerdin elini/ eğilmedim zalimin önünde
      ama ezildim bir çaresizin bakışından
      bir annenın yakarışından
      bir babanın haykırışından
      utandım anne dünyayi kirli bahçesine çevirenlerden
      aç insanların kederinden utandım
      insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere
      insanlığımdan utandım anne insanlığımdan

      heyhatki,
      bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını
      yürek yanarsa titrer anne gül üşürse
      kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden
      mademki ihanet var,
      öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler
      ve şairler ihanet etsin şiirlerine  
      bir daha yazmasınlar gül yüzlü sevgililerine şiirler
      her damla şiir kurşun olup saplansın yüreklerine  

      bunca kalabalıkların ve bunca mekanların içinde
      her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime
      yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildigi bu dünyada
      ve ben adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun
      yavru bir kedi gibi yalnız ve sahipsiz  
      öyle mi?
      vayyy.
      ...........
      ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
      alın beni üşüdüğüm yerden
      kalbinizin üstüne tutun pul pul
      vicdanınızın üstüne
      aynı soydanım sizinle

      yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden
      yok başka kimsem kiminle konuşsam
      sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman
      sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta  
      bir dilim ekmeğe avuç açmadınız
      utanan biz olduk yoksulluğumuzdan
      utanan anam oldu, babam bacım gardaşım

      ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
      alın beni üşüdüğüm yerden
      kalbinizin üstüne tutun pul pul
      vicdanınızın üstüne
      aynı soydanım sizinle

      12./12/ 2000 İstanbul


      **************

      TOPLAN GİDİYORUZ EY KALBİM

      Haydi toplan akşam oldu  
      vakit doldu  
      toplan gidiyoruz ey kalbim  
      kırkikindi yağmurlarına kalamam  
      kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti
      biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta yer yok bana
      bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
      sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
      bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
      alıp götür beni buralardan
      içimdeki cesetleri çiğneyerek  
      kalbimdeki mahşere

      bak akşam  
      vakit tamam
      dürüp ömrümün defterini
      Toplan gidiyoruz ey kalbim

      yorgunum
      bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta
      sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim
      bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne
      çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim
      kimsesiz bir kış sokağında

      ne gülen gözleri menekşelerin avutuyor beni
      ne de munzur bakışlı cerenler
      al götür beni buralardan ey kalbim
      geçtiğim tüm kıyılara kırık göz yaşlarımı  
      ince duygularımı bırakarak
      ve kırarak  aynalarını  hüzünlü bakışlarımın
      artık hiç bir sevince  yakışmıyor yüzüm  

      sevinçlere geç kalmış yorgun ve yaralı bir yolcuyum
      heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı
      geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum

      bütün dinlerden kovsunlar beni
      bütün ülkelerden  
      bütün yüreklerden kovsunlar
      hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok

      biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
      bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
      sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
      yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
      sevdalı bir kuş yükleyip acılarımı kanatlarına
      alıp götürsün beni buralardan
      içimdeki ölüleri çiğneyerek
      kalbimdeki mahşere

      hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın
      vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim
      ağlatma beni sevda kapılarında  
      kahpe kapılarında eğme boynumu
      kurşunlar sıkılsa da canevime
      çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında
      bırak başım dik, içim ezik kalsın
      onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni
      satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma  

      biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara
      bu sevda sığmaz
      bakmayın gözlerime
      nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri
      kınalı bir kelebek konunca saçlarıma

      ah! benimde hayallerim vardı
      baharlarım vardı yazlarım vardı
      kuşlar uçup gitti yüreğimden  
      gökyüzü yaralı kaldı
      bir isyan giydirip gözlerime  
      dipsiz bir uçuruma yuvarladım umutlarımı

      aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm
      tınısı kırık bir keman sızısıyım artık
      yok gideceğim bir başka kapı
      haydi toplan vakit tamam
      toplan gidiyoruz ey kalbim
      boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük

      paranın sevgiye ihanetini gördüm
      insanın önünde diz çöküp ibadetini
      dünler harabe yarınlar umut değil
      hüznün neresinden dönsem, kırgınım

      öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili


      ..................................

      BOYNUMDA KENDİ ELLERİM

      Gözlerim çocukları yoksul bir ülke şimdi
      içimin kızıllığınca gül ve yangın
      dalında unutulmuş bir üzüm tanesiyim belki
      belki bir söğüt dalının efil efil titreyen yaprağıyım
      uzak bir iklimde esip geçen rüzgarlara ağıt yakan

      bir gün çözüp bakışlarımı tel tel kirpiklerimden
      elif elif ağlayan gümüş saçlı bir anneye bağışlayacağım
      son kez ağlayacağım belki düşerken sevdanın eşiğine
      varsın bağışlamasın beni hayat  ki,
      ay uzak tepelerin ardına çekilsin
      yarasına acılar düşsün kırlangıçların
      eriyip gitsin  hüzünlü bakışlarımda ne varsa
      yokluğuma kahırlanmayacaksa  bu kent
      ah çekmeyecekse eğer ardımda kalan anılar

      Ah ey yarasında nehirler fışkıran kalbim
      susuyorum işte acılara akan bir sesle
      hayati, ateşten bir ip boynumda  
      koynumda buzdan bir top
      biliyorum her susuşun ardında bir yalnızlık var
      bir özlem var, kahırlanmak var
      düşlerin  her uzanışında yıldızlara
      hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla
      dünyanın orta yerinde kederli bir dağ gibi duruşum ondan
      ondandır yaban otları gibi aykırı duruşum
      bunca incinmişliğim ondan
      içimi kemirirken utangaç ulalar heyulasında geçmişim

      susuyorum ki, acıma kimseler merhamet etmesin
      çünkü hep sevgilerden aldım suların derin akışını
      ve nakışını yüreği elmas bir kızın dantelinden söktüm
      biliyorum  yangınlar kentinde kıvılcımlar
      bir sevdadır gül yaprağına konmuş
      bütün yıldızlar sırtını dönmüş bana, ayda küs
      hayat bu işte ey kalbim bir varmış bir yokmuş

      varsın kirpiklerimden acı dökülsün
      yüreğimde büyüttüğüm kır menekşeleri için
      son bir damla su istiyorum senden ey kalbim allah aşkına
      bu çölleri sen yarattın iflah olmaz ömrüme
      senden aldım bu kadar sevmeyi, özlemeyi, kahrolmayı
      şimdi boynumda kendi ellerim bağışlama beni
      tükenmiş ümitlere yeni vahalar gerekmiyor çünkü

      her bahar kuşlar kanat çırpınca özgürlüklere
      sesler gelince karlı dağların ardından türkü ırmaklarında
      ve ben uzanıp durduğumda yatağıma ince bir su gibi ıssız
      sorun kalbime özlemek nedir, acı çekmek nedir, hüzün nedir
      yasaksa aşk titreyen yüreklerin deltasında
      varsın kurusun güller, sular kararsın, kumlar yansın
      bir çöl akşamıyım artık
      bir bıçak keskinliğinde yakınmadan esip geçiyor düşlerim

      savunmasızım,  sus ey kalbim intizarın sende kalsın
      gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin

      bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm

      ..................................

      EY DEDİM SUSTUM

      Yürüdüm
      yüreğimin yollarına sererek hıçkırıklarımı
      yağmur yağmur tomurcuklara yağdı göz yaşlarım
      en içli sevdalarla beslerken yüreğimi  
      duygularımı aşkın denizine düşürdüm  
      acılar ki zemheri kadar karlı, bir yol gibi uzun  
      kimseler görmesin diye  
      gözlerimde sel sel taşan yalnızlığı
      kimseler duymasın diye sesimi
      ışık sızmayan bir bodrumun karanlığına gömdüm  

      ey dedim sustum
      hey dedim sustum
      ah dedim sustum
      vay dedim sustum
      unutsun yollar beni  
      unutsun güvercinim

      öldüm  
      kirletilmiş gökyüzüne savurarak hayallerimi  
      yükleyip cesedimi yüreğimin ağrılarına  
      kayboldum korkunç uğultusunda rüzgarların
      acının sevinçle kucaklaşacağı zamanlara saklamak için göz yaşlarımı  
      bir yıldızın karanlığa göz kırpacağı gecelere bırakıyorum yaralarımı  
      dertlerimi denizlere salıyorum ki gemiler alıp gitsin uzak kıyılara  

      Ey hayat kırgınım  
      hüznüm yırtık gömlek gibi durur her gece sırtımda  
      kırılgan bakışlarımda hüzün sızıyor aynalara
      ne kimselere anlatacak bir öyküm var mutlulukla başlayan
      ne de bir sevinç, gözlerimde bahar yeşili umutlar taşıyan
      şimdi mutsuzum avuntusuz ve suskun
      şiirlerimi yitirdim dudağında aşkın
      ey dedim sustum
      hey dedim sustum
      ah dedim sustum
      vay dedim sustum
      unutsun yollar beni  
      unutsun güvercinim

      ey gecelerinde kahrolduğum hayat  
      sokaklarında sırılsıklam ıslandığım şehir
      artık bu yerlere sığamıyorum
      gökyüzünde katar katar turnalar göçüyor sılama
      turnalar gidiyor ben kalıyorum
      uyku tutmuyor geceleri
      yitik düşlerimin gölgesine sığınıyorum
      gölgeler gidiyor ben kalıyorum
      bil ki göçmen hiç bir kuş uçamaz kanatları kırıksa

      hasretim ince bir yoldur yangınlara
      kırıldı kendime saklaya saklaya içimdeki gül
      tut ellerimden alıp beni sevinçlere götür iki gözüm
      vefasız dünyanın ihaneti bittirir beni
      ardına saklanacak bir gölgemde yok  

      sevinçler dağıtırken acılar toplayan bir çardak kuşuyum şimdi
      şimdi ömrüm, saçlarım kadar karlı ve puslu  
      hüzünlü bir ırmaktır şimdi yanaklarımda yüreğime akan  
      bil ki artık hiç bir şey avutmuyor beni  
      şefkatine sığındığım sıcak bir kucak bile  
      ezilmiş gelinciklerin çığlığında kaldı sesim  
      kırların ürperişi gibi dökülüyor sözcükler dudağımda  
      hıçkırıklar boğazıma tıkanır her defasında
      içimde binlerce şiir yanar

      ah yaralı güvercinim
      içime vurma kanatlarını
      ya topla git yaralı kanatlarını içimden
      ya gittiğin yere beni de götür
      kimseler aldırmıyor sevdamıza  
      duygular mı köreldi? biz mi yetimiz ah
      acının ve aşkın kesiştiği yerde yaralı kaldık
      tutup kime anlatsak acıyan yanlarımızı
      yaralarımız ağıt olur uçar gökyüzünün boşluğuna

      yüreğimin içini sevgi ile doldurup yakmak geçiyor içimden  
      ve sabahın seher yellerine savurmak küllerini  
      kurtulmak için prangalardan
      ey dedim sustum
      hey dedim sustum
      ah dedim sustum
      vay dedim sustum
      unutsun yollar beni  
      unutsun güvercinim

      ah yaralı güvercinim
      yüreğimin sızısı benim
      gidiyorum işte
      gözlerimde iki yetimlik ah
      gidiyorum  
      yolculuklara hüzün rengi veren şiirlerle  
      kan rengi şarkılar bırakıyorum kalanlara  
      gölgemde yok arkasına saklanayım

      say ki ben hiç ağlamadım, gülmedim
      hiç ateşe tutmadım yüreğimi
      tatmadım sevgiyi, acıyı, ihaneti
      say ki ben hiç doğmadım, ölmedim

      ey dostlar yokum artık yokum sayın beni  
      ölmüş gibi değil, hiç doğmamış gibi

      ............................

      ES  VE  HA                  

      Seni  türküler  gibi  sevdim
      Es ve  ha
      öyle  ince  öyle  kırık
      dağ  suları  gibi  serin
      kitaplar  gibi  aydınlık
      seni
      yüreğim  gibi  sevdim
      Es  ve  ha

      Seni  
      yeni yaprağa duran
      gonca gül sevinciyle sevdim.
      sesindeki karanfil fısıltısı
      ve bir masal çiçeğinin tılsımıyla sevdim.
      sen
      en güzel çiçeğim
      düşüm  gerçeğim
      geleceğim, sevincimsin

      seni
      şiirler  gibi  derin
      şarkılar  gibi  içli
      seni
      unutmamak  üzre  sevdim
      Es ve ha

      sevda yolum
      selvi boylum
      gül kokulum
      kömür gözlü çingenem

      sen
      yağmuruyla ıslandığım
      Güneşiyle ısındığım
      düştükçe  yaslandığım  
      tutkum, umudum, sevincim
      sevda yüklü bulutumsun
      …..

      bir  gün  gitmek  olmasa  diyorum
      solmasa  çiçekler
      yüreğimde  kuşlar  uçmasa
      silinmese  gölgeleri  sevincin
      hasretin  ince  yollarına
      inmese  gözlerimde  sular
      sevdasına  şiir  yüklediğim  rüzgar  dinmese
      bitmese  dudaklarına  yakıştırdığım  gülümseme
      ayrılık  olmasa  ES VE HA
      ölüm  olmasa
      mutluluklara yazılsa adresimiz
      güvercinler havalansa üzerimizden
      ömrümüz  
      dört mevsim bahar olsa
      gönlümüz arı aşkımız  bal olsa
      aksa damla damla hayatımıza dolsa

      susma  Es ve ha, kapama gözlerini üşürüm  
      bırakma ellerimi düşerim




      **************


      Destina


      Aşklara vurur bülbülüm / yuvalanır gönlümün gülüstanına

      Gülüşün can sıcaklığımdır üşüdüğümde / soluğun ateş

      Yak savur küllerimi çölüme döneyim



      Orman fısıltıları kulağımda/ rüzgar ıslıkları

      Yağmur tutuşmaları / sevgi buluşmaları

      Aşkın düştüğü yer… yangın

      Yalnızca nefesin dindirebilir volkanımı

      Ve rüzgarın merhem olur yarama süründüğüm



      Bilki derin kuyularında hasretimin suyu sensin

      Ve nasılsan öylece gel salınışın rüzgarıyla

      Irmakların sesiyle ay serenatları dökülsün kulağıma

      Dudağıma işlesin meltem meltem seher yağmurları

      Gözlerinin içinde sönmüş bir tutam yıldız gibi kalayım



      Uçurumlara tutsak bir rüzgarım, yağmurlarla yaralı sesim

      Fırtınalarda çırpınan suyum, hıçkıran ışık

      Karlı dağlarda uzak bir ses gibi

      Solgun bir anıyım şimdi bu uzak kentte

      Kuşların göçüp gittiği mevsimlere benziyor yüzüm



      Ömrümün bütün dallarını silkeledi hayat

      Bütün bahçelerinden kovuldum umudun

      Bir acıyı aşmak için, bin acıyı sırtıma vurdum

      Uzak düştüm saçlarıma karanfil eken yıldızlardan



      Sahipsiz mezarlıklar ülkesinde çıplak dolaşıyorum şimdi

      İçinden kırılmış bir gölge

      Başka hangi duvara yaslanabilir ki aşktan öte

      Ve nasıl dayanabilir ki

      Sevinçler yoksa terkisinde çekilen acıların



      Ah Destina yaralı kızım, utangaç yıldızım

      Yaslı gelinim, anadolum, sarı sızım, sorma beni

      Baktığım her pencerede doğulu ezikliğim

      Yurdundan kovulmuş bir coğrafyasızım



      Çıktığım her yolculukta türküler tutuşur içimde

      Şimdi uzak bir sızıda nar ile közlenip

      Çoğalan yalnızlıklarla yeryüzüne dağılıyor kalbim.

      Kalbimki, zemherinin ortasında kanatları üşümüş yavru bir kuş

      Nereye uçsun ki, umutlar yoksa kanadında savuran yellerin



      Bırak bende başlasın bu ateş sende bitsin

      Aşktan öte ne varsa kalbimde savur gitsin

      Gecelerin uzun kirpiklerine yalnızlığımı iliştirip ağlayayım

      Ey göğsümde nar sıcağı, çığlığıma sinen duman



      İçime soğurmuş küllerini bırak kızıl bir sabahın

      Bırak ki dağılsın ıstırap yüklü bulutlar

      Ateş oflayan ormanında bu ahın

      Gün ışığıyla işlenmiş bir çiçeği



      Koparıp göğsümün üstüne bastırıyorum her akşam

      Dindirsin diye yüreğimdeki sızıyı

      Tam da usumun ortasına düşerken gülbaharülkem

      Ah Destina’m, kara kızım, uzun saçlı hasretim



      Kül rengi kirpiklerinde nehirler yürüyenim

      Gelirsen sevdiğim çiçekleri getir

      Gönlünün güneşli bahçelerinden / nilüferlerin zülüflerinden

      Ve derin kuyularından hasretin, su getir



      Koca İstanbul’u getir bana gelirken

      Mis sokağını, karanfil konağı, kitapçı dükkanlarını

      Üç beş dergi, diline dolanan bir şarkıyı, bir çınar altını

      Mor salkımlı düşlerini getir



      İstiklal caddesinde el ele dolaşan yeniyetme sevdalıları

      Yıldızlar getir kaygısız bir gecede

      Ayışığı gülüşünle sarıl içimdeki feryada

      Düşsüzüm düşlerine al beni / soluksuz sevişmelerine sakla



      Dudaklarınla kapat dudaklarımı / soluduğumda

      Uyuduğumda / alnımdan öperek uyandır beni

      Ki, denizlerin sevgiyle köpürdüğü saatlerde

      Şiirin yedi renk çakılları vursun kıyılarıma



      Aşk bir yanımı alıp götürsün / özlem bir yanımı

      Bir ömür sevgi yağmurunla ıslanayım

      Şimdi ayışığıyla süslenmiş penceremde

      Sen gecegözlü güvercinimsin, özlem yüklü şiir’im



      Bırak güllere vursun gülüşün / harelensin denizlerin yüreğine

      Yanaklarında aşkın solmayan rengi

      Saklayıp gecelere gizini / yıldızlara uzansın mavi düşlerin

      Bense çevire çevire dört duvarımı / bir ömür aşkınla böyle yanar kalayım



      Susku


      Susku,

      bir çığlık

      yürek içre

      incinmiş bir sözcük belki



      hasret yazılı bir şehirde

      sızı sızı

      diken diken

      biriken

      dil üzre



      susku

      bir şarkı belki

      sessiz bir tını

      kopuk bir keman telinde

      inim inim inleyen



      ilmek ilmek imleyen

      yalnızlığı

      yel üzre

      susku



      hüzün soluklu bir güz

      incelikleri kanayan

      göğüne küs yıldız

      son intiharını kusarken aşk



      gül üzre

      bütün imgeleri kırık ve yaralıdır

      dudağında gizlendiğimiz şiir gözlü kız



      ah ben

      acemi ve şaşkın

      çok geç fark ettim

      bir ömrü yana yana tükettiğini aşkın

      ve sekerek geçtiğini


      iz iz

      duman duman

      kül üzre

      suya küs ateşe barışkın






        
      Kar Yağıyor Şimdi (gel)

        
      Gel

      sen yoksun

      bütün sokaklarına kar yağıyor ömrümün


      nefesim

      üşüyen bir gelincik ayazı



      bütün geceler aysız

      durmadan

      bir ezgi savruluyor dudaklarında gecelerin

      hüznün uzayan saçlarında kimsesizliğim kanıyor



      yağmalanmıs bir ömrün ortasından sızarak

      yaralı gönlümün ırmaklarına doluyor

      gel

      her gece bır deprem oluyor



      ey çağlayan bir suda yittirdiğim menekse gözlü kız

      seslen bana nerdesin, hangi uzak şehirdesin

      bir rüzgarın kanatlarına vursam duyulur mu sesim

      gel



      erişilmez uçurum diplerinde kaldı özleyişler

      yaralı ceylanlar sekiyor bakışlarımda

      tomurcuklar öksüz, serçeler dilsiz



      her durakta boynu bükük bir çocuk üşüyor

      ve ben bu yağmurlar dolusu yalnızlığımla

      bütün bulutlardan sana koşuyorum



      gel

      yürekler boş, bakışlar anlamıyor beni

      her akşam vakti,



      el ayak sesleri çekilirken caddelerden

      vurup yüreğimi narlı sevdalara

      yıldızlara ağladığımı kimse bilmiyor

      kimse bilmiyor,


      her gece dudağımda bir şiir’in kanadığını

      ey yavru bir kuş gibi

      düşlerimin arasından uçup giden uçarı kız

      yaşım on beş idi, yüz oldu, binyüz oldu



      yaşlandım yaşamadan aşkı ve baharı

      farkında değilim şimdi,

      geçen günlerin değişen mevsimlerin

      yağan karlar altında kaldı kalbim



      gel

      geçmiş bahar sokaklarına çıkar beni

      bahçesi tarumar bir çiçeğin kirpiğindeyim

      bir kar çölünün ortasında



      bir insan mahşerinin içinde yapayalnız

      her bakışta bir hüzün,

      her hüzünde bir bakış kanamada

      bir sonsuz rüzgar başladı gittiğin yerde gel

      gel



      bahar sokaklarına çıkar beni

      yıldızları sönmüş bir gecenin sayfalarında ışıksızım

      özlemler damıtıyorum durmadan karanlığın yapraklarına

      kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar,



      göçüp gitti kuşlar çoktan

      ve ben

      bölüp iklimlere o sevda tılsımı türküleri

      işleyip alnımın çizgilerine tel tel



      kalbimi sana rehin tutuyorum gel


      hasret ki yolları kanamalı ağır bir hüzündür

      geçip giden günlerin terkisinde

      rüzgar koyaklarını yitirdi, sözcükler büyüsünü


      her mısrada çığlık çığlık yüreğim

      gel

      ömrümün bütün sokaklarına kar yağıyor şimdi



        
      Sevdasına Yandığım Hayat

        
      Kalabalık kentler ürkütür yüreğimi

      uğultular doldurur beynimi yürüdükçe

      tüm gözlerden incinmiş bir bakış sızar istasyonlara

      kirli vagonlarda taşınan ince bir hüzün gibi

      ki hep aynı yerimi burkan



      bu yüzü kirli şehirde

      kimse kimseyi sevmiyor

      bilmiyor avuçları kar çiçeği kokan

      bir çocuğun saçlarına dokunmayı

      şiirler okumayı bir alacaşafağa




      kaç kez uçuruma ittiysem yüreğimi

      gözlerini gördüm deltalarda

      yalvaran sesini

      kırıldı kanadım kolum



      şiir cıvıltıları oysa gönül ormanımda

      yıldız ışıltıları

      uzanıp  da tutamıyorum



      unutulmuş bir sokak ortasında

      düş denizlerine bırakıyorum soluğumu

      uzak bir kıyıda kalıyor ellerim

      bütün iskeleler yıkılıyor



      hiç bir gemi almıyor beni

      bir damla gözyaşı olup akıyor yüreğim avuçlarıma

      yüreğim deliboran kimselere anlatamıyorum



      hasret ki, kızıl alev bir güldür

      koparıp göğsümde ateşlere atıyorum

      hiç kimse çekip almıyor kalbimi ateşler içinde

      kanıyor en katı yerinde gece, yanıyor yüreğim

      yüreğim kan revan, acımı unutamıyorum



      tutunduğum dal kırık

      sokulduğum kucak çiçek açmıyor

      aldırmıyor çığlıklarıma sevdasına yandığım hayat

      acının ve ateşin burgacında

      ince bir sızı gibi geçip gidiyor ömrüm


      nasıl katlanacaksa kalbim bunca ağrıya



        
      Hangi Kıyıya Sığınsam Ölürüm


      Saçlarıma beyaz çiçekler bırakarak

      geçip gitti mevsimler

      yorgun kanatlarında göçmen kuşların



      ağaçlar yapraksız kaldı

      çocuklar uçurtmasız, kuşlar şarkısız

      kapattı tüm kapılarını kalbime bahar

      şimdi ben hangi dala konayım

      şiirimin kanadı kırık



      diyorum ki bir gün,

      hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla

      çekip gitmeliyim bu şehirden

      her evin kapısına bir avuç şiir bırakarak

      ve yıkarak eğreti duvarlarını vefasızlığın



      hoşça kal soğuk odam

      kalbimin dilsiz yanı

      artık hiç bir metropole sığmıyor adım

      aşklar yalancı, sokaklar ince bir hüzün



      bu şehirde kimse kimseyi sevmiyor artık

      kimse kimseyi özlemiyor

      ölüm soluklu günlere güz oldu acım

      yalnızım, üstelik parasızım


      dalımda gurbet türküleri ve kırık sazım

      denizler dalgasız kaldı

      ağrılar sargısız

      bir sevda kaldı yüreğimde avunmasız

      bir de dalıp dalıp giden gözlerim



      gecelerin sayfalarında savunmasız

      acıyan yüreğimi alıp yanıma

      ve düş kırığı bakışlarımı

      cebimde eski bir kimlik

      içimde yaralı ırmaklar



      ve

      gecelere saklayıp yaşlı gözlerimi

      arkamı dönüp gidiyorum bu şehirden

      ey hayat kırgınım sana


      hoşça kal güz çiçeğim


      kalbimin sarsık yanı

      artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm

      kimim kimsemde yok üstelik, öksüzüm

      bu duyarlı, bu aykırı, bu yaralı yanımla

      hangi kıyıya sığınsam ölürüm


      Öpmeye Uzandığım Bütün Dudaklar Frengili


      Eskil sokaklarında anıların

      dolaşıyorum, öksüz bir çocuk gibi

      yüreğimde kırık bir dal sızısı

      ve soluk ürpertisi bir yaprağın



      bir dost izi arıyorum, kirlenmemiş bir bakış

      çocukluğumun ince sızısından kalma

      alıp götürmek için uzak bir kıyıya

      uzak dağ doruklarına bakıyorum



      daha uyanmamış sabah

      bahar ve yaz uyanmamış

      ah… güz yağmurları iniyor, acılar ve ihanetler üstüne

      çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim

      kimsesiz bir kış sokağında



      ah ! gülen gözleri menekşelerin , munzur bakışlı ceren

      geçtiğim tüm kıyılara, kırık gözyaşlarımı bırakıyorum

      ince duygularımı

      toplasam avuçlarım kanar



      bütün sevinçlere geç kalmış, yorgun ve yaralı bir yolcuyum

      heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı

      bütün istasyonlara gözyaşı yağdırıyorum



      uçsuz bucaksız bir uçurumdayım

      biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana

      bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm

      yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı



      sevdalı bir kuş arıyorum şimdi,çekip gitmek için buralardan

      içimdeki ölüleri çiğneyerek

      kalbimdeki mahşere

      acılarını içine gömen bir denizim ben



      dalgınlığımda saklarım dalgalarımı

      biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara

      bu sevda sığmaz

      bakmayın gözlerime



      nereye saklanır yüreğimdeki incinmişlikler

      bahar gelince, esince yel, akınca dağların seli

      paranın sevgiye ihanetini gördüm

      insanın önünde diz çöküp ibadetini



      dünler harabe yarınlar umut değil

      hüznün neresinden dönsem, kırgınım


      öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili




      Gitme

        
      gitme
        
      figan düşer denizlere sular çekilir

      yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime

      bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır

      boynunu büker kır çiçekleri kelebekler ölür



      gitme

      bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk

      şaşırır yönünü rüzgarlar

      bütün pınarların suyu çekilir

      solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm




      gitme

      öksüz kalır içimdeki imge dağları

      saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı

      bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez

      çiçekler açmaz bahçemde ah gülüm



      gitme

      acılara mahkum olur yüreğim

      ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yalnızlıklar

      boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar

      alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm



      gitme

      içimdeki bütün vagonlar devrilir

      bir kar yağar istasyonlara, üşürüm



      gitme

      bütün ormanlar ateşe verilir

      kuşlarda gider bu kent de, ölürüm



      gel gitme sevdiğim terketme beni

      umutsuz çaresiz bekletme beni


      gitme kal, menevşeler açsın dağlarda

      sevince dönüşsün gökyüzü



      iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm

      yokluğuna alışamam yokluğun ölüm


      gitme

      bütün ormanlar ateşe verilir

      kuşlarda gider bu kent de, ölürüm




        
      Dillerim Lâl


      ‘ uy hawar’

      Trenler gelip geçiyor

      usumun uzayan raylarında lanetli

      ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar

      kalbimin sızısında gam



      dilimin yakarışında ürperiyor yapraklar.

      usul usul yağmurlarda gözlerim

      ellerim fırtınalarda kopmuş dal

      dillerim lal

      bitkinim.. ve yurtsuz



      ‘uy hawar’


      yaralıyım

      bakışlarımda yavrusu vurulmuş bir ceylan inliyor

      suların kesildiği yerdeyim

      rüzgarın acı kestiği yerde



      yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor.

      dalları tutuşmuş bir ormanda

      sevgilime yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi

      bütün umutları terk ediyorum bir bahardan ödünç aldığım



      gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten?

      ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim?

      bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat




      … uy hawar

      bu günde gelmedi beklediğim bahar

      gülmedi karabahtım

      kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar

      uçup gitti kuşlar çoktan.



      nereye saklanır içimdeki incinmişlikler

      inince gözlerimde ince bir sızı

      ve süzülünce yanağımda bu gam müziği




      …uy havvar güz geldi

      solan çiçeklerime su bekledim

      yanan yüreğime kar

      düşmedi bir damla yağmur

      gelmedi beklediğim bahar.



      kirpiklerim yaralı yolcuları gözlerimin

      sesim uçurumlara düşmüş çığlık

      nereye uçsun ki,

      kalbimdeki kuşun kanadı kırık.


      son trende kalktı / boşaldı istasyonlar



      kimsenin gelmediği yerdeyim

      acıların bitmediği yerde

      güz geldi, gelmedi beklediğim tren

      yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan

      sevgiye tanımlar aramaktan



      bir serseri gibi yaşamaktan yoruldum

      yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim


      … uy hawar

      bu günde doğmadı güneş

      dağlar erimedi

      gelmedi beklediğim bahar






        
             Yüreğim Dağlarda Kaldı


      ya da(Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle)

      Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle

      Uzanıp çimenlerin üstüne

      Şiirler okumalıydık mavi ırmaklara

      Öpüp güneşi alnından sevdiğimizin

      Sisler aralanınca çekip gitmeliydik



      Şimdi bir dağ başında olmalıydık seninle

      Oturup bir gönül sofrasına,

      Dostluğa kadehler kaldırıp

      İçimizdeki yangını bölüşmeliydik

      Bir pınarın soğuk buğusuna daldırıp ağzımızı,

      Çatlayan dudaklarımızla hayatı öpmeliydik

      Sular aydınlanınca çekip gitmeliydik



      Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle

      Türküler söylemeliydik esen yellere

      Unutup acıyı, ayrılığı, gurbeti

      Hasreti içimizin yangınına gömmeliydik

      Kapılar kapanınca karanlığa

      Yollar aydınlanınca çekip gitmeliydik



      Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle

      Issızda bağrını döven bir ırmak gibi

      Dizleri kanamış bir çocuk gibi doyasıya ağlamalıydık

      Çıkarsız dostluklar, kirlenmemiş sevgiler

      Ve dünyadaki tüm güzel şeyler adına

      Çirkinliklere, çirkefliklere dayanmalıydık



      Obalar sıralanınca karşı sırtlara

      Gün aydınlanınca çekip gitmeliydik

      Sen gülünce ne güzelde gülümserdi beyaz güll

      Nasılda sevinçle gelirdi dağlara bahar

      dallar tomurcuklanır, kuşlar öter, sular çağıldar



      çocuklar koşardı ardından muştular bölüşmeye

      bir kervan alıp giderdi başını bilinmeyen diyarlara

      şimdi ne yana baksam gözlerin doluyor usuma ah

      gelincikleri okşuyor ellerin

      gülüşün ki, çiçeklerin bir başka adıydı karlı yamaçlarda

      yitik bir mevsimin kıyısında kaldı anılarımız



      savrulmuş ömrümüzün her yaprağında bir şiir sarardı

      Şimdi yoksun, rüzgarlar seni üşür, türküler seni söyler

      Her bahar bir çiçek büker boynunu

      Bir menekşede açar gözlerin

      Büyür yüreğimin kıvrımlarında

      Sular ağıtlarla çağlayıp gider



      Mavi ne de çok yakışırdı gülüşüne ah kardeşim

      En çok da papatyalar yıkıldı gidişine

      Bir de alnı munzur işlemeli kızlar

      Şimdi hangi ırmak soğutur yürek yangınımı

      Hangi dağ bölüşür acımı, hangi pınar, hangi bahar

      Efkarımı hangi rüzgar dindirir

      Irmağım pınarım sendin, dağım rüzgarım sen, baharım sen






        
      Ey Hayat Kucakla Beni


      Kalbimin kırıklarını toplayıp avuçlarıma

      Çekip gitsem bu şehirden

      Anılar incinir mi?

      Üşür mü? dalında bir yaz çiçeği



      Ve bilir mi?

      Bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı

      Bin ilmik atanı usuna

      Çekilen her tetiğe karşılık



      Kirpiklerinde

      Baharını saklayan yaşlı bir çocuğum ben

      Düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi

      Ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür

      Bir şiir vurur kıyılara / gücenik



      Değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları

      İçimin ırmakları kurudu / bütün yapraklar soluk

      Hüzün kokuyor çiçeğim

      Hangi yağmurları müjdelersen müjdele

        

      Yeşermez bir daha yangının düştüğü yer

      Aşk da küstü

      Kim dinler kalbimin kırık sesini artık

      Ceylanların



      vurulduğu bir dağ başı ıssızlığıyım işte

      Gelinciklerin ürperdiği şafak

      Gülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında

      Giden dönmedi terk etti bütün mevsimler



      Bir korkunç acıya düştüm ki

      Sırtımda kırk paslı bıçak kırk yerimden kanayan

      Avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı

      Acılar tünedi sevincin tüneğine



      Giden dönmedi terk etti bütün mevsimler

      Bir tek gül kalmadı ömrümün bozkırında

      Yalnızlığın en tenha kışındayım şimdi

      Kirpiklerimde yıldızlar saklasam da



      Bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece

      testisi kırık bir yolcuyum / yolum duman

      Hiç bir şey avutmuyor artık

      uçsuz bucaksız bir uçurumun kıyısında kaldım

      Üşüyorum



      Ey hayat kucakla beni

      Mavi kanatlarının altına al

      Sığınıp kalayım bir sevginin sıcak iklimine






        
      Yürek Yanarsa Titrer Gül Üşürse


      Git  gide  kirletiyorlar  gökyüzünü  Anne

      Umutları da  tüketiyorlar  hep  beraber / sevgileri de

      dillerinde  en  ince  yalanlar, süslü  ve  sisli  yüzleriyle

      soğuk yüreklerinde  ne  acıma ne sevgi



      kimin  eli  kimin  cebinde

      kimin  eli  kimin  neresinde  belli  değil

      bense  öyle  acemi  ve  şaşkın

      boş  kalan  ellerimi  bir  ömür



      nereye  koyacağımı  bilemedim

      bilemedim, hangi  yalanla  kimi  nasıl   soyacağımı

      tuttuğum her insanın elinde/ ellerim kirlendi

      gözlerim kirlendi/ baktığım her insanın gözlerinde



      ne bir gün ışığı içime aktı ne de  bir yağmur damlası

      suskunum, susuzum, yorgunum anne

      gözlerim, ruhum, bedenim yorgun.



      durmadan  kirletiliyor/ kanıyor  zaman /kimse  aldırmıyor

      kimse  yanmıyor /sevincini  ateşe  döken  gelincik  çiçeklerine  

      dönüp  bakmıyor  çığlıklarına  çocukların anne

      kapkara  bir  nehir  gibi



      acı akıyor  yüzünde  yoksulların her akşam

      tüm çabalarımıza rağmen,

      her şeyin kirletildiği bir dünyada

      temiz tutamadık güzelliklerimizi



      bu yüzden hep vurgun kaldı bir yanımız

      bir yanımız aşka acıya ayarlı

      dumanlar  yürüyor  her  akşam

      beton  yığınlarıyla örtülü / sevgisiz  kentler  üstüne



      zifiri  karanlıklar  

      kimse  kimsenin  yasını  tutmuyor anne

      bölüşmüyor  acısını  

      Sarıl ki



      kokun  sinsin  tenime  anne /sevgin  işlesin  yüreğime

      bu  yalancı  dünyada kimim  var ki  başka  gözlerimden  öpecek

      içimi  ısıtacak bu  karanlık  soğuk  kış  gecelerinde

      Sarıl   ki



      serinlensin  ateşler  içindeki  alnım

      yorgunum  anne

      beynim  tenim  ellerim  yorgun

      kendime  sürgün  yaşamaktan



      sevgiye  tanımlar  aramaktan

      tüm  bu  oldu  bittilere

      insanın  kayıtsızlığından  yorgunum  anne

      yoruldum  anne ağrılarım sızılarım  yorgun



      ihanetler  yedi umudumu,  sevgimi,  düşlerimi

      her  gece  yalnızlıklar  sürüyorum/ kanayan  yerlerime

      ellerime  çaresizlikler  yüklüyorum

      üşüyorum  bu  karanlık  gecelerde  sarıl  bana



      oysa  hiç  dönmedim  sırtımı  insanın  emeğine

      öpmedim  namerdin  elini/ eğilmedim  zalimin  önünde

      ama  ezildim bir  çaresizin  bakışından

      bir  annenin  yakarışından


      bir  babanın  haykırışından

      utandım  anne dünyayı  kirli  bahçesine  çevirenlerden

      aç  insanların  kederinden  utandım

      insanların  kayıtsızlığından tüm bu  oldu  bittilere



      insanlığımdan  utandım  anne  insanlığımdan

      heyhat ki,

      bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını

      yürek yanarsa titrer anne gül üşürse



      kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden

      mademki ihanet var,

      öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler

      ve şairler ihanet etsin şiirlerine



      bir daha yazmasınlar gül yüzlü  sevgililerine  şiirler

      her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine

      bunca  kalabalıkların ve bunca  mekanların  içinde

      her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime



      yüreğimdeki  yağmurlarla, herkesin  bildiği  bu  dünyada

      ve ben adresi  olmayan  yitik mektuplar  gibi  yorgun

      yavru  bir  kedi  gibi  yalnız ve sahipsiz

      öyle mi?

      vayyy.



      ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş

      alın beni üşüdüğüm yerden

      kalbinizin üstüne tutun pul pul

      vicdanınızın üstüne

      aynı soydanım sizinle



      yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden

      yok başka kimsem kiminle konuşsam

      sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman

      sokaklarda gecekondularda yatmadınız  karda kışta  



      bir dilim ekmeğe avuç açmadınız

      utanan biz olduk yoksulluğumuzdan

      utanan anam oldu, babam bacım gardaşım

      ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş



      alın beni üşüdüğüm yerden

      kalbinizin üstüne tutun pul pul

      vicdanınızın üstüne

      aynı soydanım sizinle



        
      Gülleri Sana Bırakıp Dikenlere Gidiyorum


      Gidiyorum

      bütün acılarımı vurup sırtıma

      umutları bırakıp başucuna

      ıtırları, menekşeleri, kır güllerini bırakıp



      şiirlerimi sarıp bohçama

      yüreğimin yangınına gidiyorum

      hoşça kal usul boylum, güzel gözlüm hoşça kal

      gidiyorum



      göz yaşlarımı papatya diye saçlarına takıp

      yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum

      içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın

      sana kalsın bahar çiğdemleri, kır gelincikleri, kırkkanatlılar

      gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum



      gidiyorum

      başımda gam gözlerimde nem

      bütün hatıraları bırakıp geride

      usulca çekip kapıyı ardımdan

      alıp başımı gidiyorum buralardan



      şafak sökmeden kimseler görmeden

      yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum

      sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için

      hoşça kal suyundan çimdiğim dere



      kana kana içtiğim pınar

      say ki yaşamadım bu yerlerde

      nazlı çiçeklerini okşamadım baharın

      bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle

      bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü



      çekip gidiyorum buralardan

      gidiyorum

      bir bilinmeze doğru

      hem yol, hem yolcu olmak için

      acılarımla baş başa kalmaya gidiyorum



      bütün yıldızları takıp kanatlarıma

      bir kelebek gibi özgürlüğe gidiyorum

      Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek

      ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde



      gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya

      bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum

      bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim

      artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime



      ne okuyacak bir şiirim

      gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi

      bakmadan ardımdaki uçurumlara

      alıp götürüyorum yüreğimdekileri de

      hoşça kal usul boylum, güzel gözlüm hoşça kal  



      Yüreğin Üşüdüğü Gün

      Yüreğin üşüdüğü gün

      sıcacık bir günü düşün

      sıcacık bir bahar gününü

      umudun büyüklüğünü

      ve sonsuz maviliğini göğün



      yüreğin üşüdüğü gün

      bir çocuğun gülüşünü düşün

      bir çocuğun beyaz düşünü

      göveren dal  uçlarını



      çatlayan tomurcuğu

      ve çiçeklenen yerini her öpüşün

      yüreğin üşüdüğü gün

      bir ormanın gümbürtüsünü düşün



      bir ırmağın türküsünü

      bulutların beyazlığını

      güneşin kızıllığını

      ve ısıtan yanını özgürlüğün








      NURİ CAN : Ressam- Şair


      Yaşamöyküsünü kendi satırlarıyla aktarıyoruz :




        
        Erzincan’ın haritalarda  yeri  olmayan  küçük  bir  dağ  köyünde 1950 yılında  doğdum.
      1960 da  İstanbul’a,  1967  de  de  Hollanda’  ya  gelip  yerleştim.  Hollanda da  yaşadığım  süre  içerisinde,  çocukluğumdan beri  ilgi  duyduğum  müzik, şiir, öykü ve  resimle  uğraştım,  olanaklarım  ölçüsünde  bu  uğraşıma  devam  ettim.  Bu  güne  değin  afiş, resim, öykü ve  şiir  çalışmalarımla  bir  çok  ödül  aldım.  Hollanda  başta  olmak  üzere, Fransa, Belçika, Almanya, Yunanistan ve Türkiye’de  karma  ve  kişisel  sergilere  katıldım.  Türkiye  ve  Avrupa’da yayımlanan bir  çok edebiyat,  kültür  sanat  dergilerine  öykü, şiir, ve sanat  üzerine yazılar  yazıyorum.  Değişik  ülkelerde  150’ yakın  çalışmam  kitap  kapağı  ve  kartpostal  oldu.  Üç Yıl  uluslar  arası  sanatçılar  birliği  başkanlığı  yaptım.  Hollanda da ve Türkiye’ de özel bir kurumda  sanat  danışmanlığı  ve resim  öğretmenliği  yapıyorum.

                            
      Resimle ve yazınla  ilgili  olarak  düşüncelerimi  belirtmem  gerekirse; ilk  resim ve şiir çalışmalarım,  geldiğim  yörelerin  yaşam  biçimiyle,  insan  ilişkileri  üzerine  yoğunlaştığım  çalışmalar  oldu.  Sonraları  umut,  inanç, sevgi,  özgürlük,  barış  ve  bunların  karşıtı  olarak da  baskı, acı  ve  umutsuzluğu  konu  alan  sürrealist  ve  realizim  karışımı  tasarılar  ve  sembolik  öğelerle  nereye  kadar  götürebilirim  düşüncesi  çalışmalarımın  mantığını  ve  coşkusunu  oluşturdu.  Son  yıllarda  ise,  mitolojik,  felsefi,  masal -  düş  karışımı  renk  ve  figüratif  öğelerle  çalışmalarımı  yoğunlaştırdım.  Bir  ayrıntıya  veya  bir  biçime  bağlanıp  kalmaktan  çok  değişimlerden  yanayım.  Bağımsız,  içtenlikli  ama  sorumlu  bir  yaklaşımım  var.
      Sanatı  dış  dünyada  algıladığım,  incelediğim,  sorguladığım  şekliyle  içsel  yapıma  uyarlama  süreci  olarak  görüyorum.  Bu da  beni  deneysel  çalışma  tarzlarına  götürüyor.  Bu  denemeler  sürecinde  kendimi  araştırmayı  ve  yaşamı  soruşturmayı  seviyorum. Sanatsal  sürece  dönüşebilecek  çok  şey  olduğunu  ve  çok  zengin  bir  dış  dünyanın  araştıran  ve  soruşturan  bir  iç  dünya  ile  buluşmasının  sanatı  ve  hayatı  anlamlı  kıldığını  düşünüyorum.  Çünkü  sanat  insanın  duygu  tarafıdır. Estetik, ince  ve  güzel  tarafıdır.  Ben  insanların,  ancak  sanatla  güzel  ve  engin  düşüncelere  erişebileceğine  inanırım.  

            
      Nuri CAN  


      Nijmegen Hollanda


      http://members.lycos.nl/nurican

      E.mail:  n.can1@chello.nl"

      **************


    Nuri Can (Ressam) :

    50 yaşında.Hollanda

    Şairlerimizden
  • Ahmet İnce
  • Burhan Mendi
  • Dilber Saka
  • İhsan Bektaş
  • İhsan Kurt
  • Kadir KARAMAN
  • Kenan Sarıalioğlu
  • Mehmet KUVVET
  • Murat İNCE
  • Neriman Calap
  • Nuri CAN
  • Osman Serhat ERKEKLİ
  • Ömer Turan
  • Zekeriya ÇAVUŞOĞLU
  • Zekeriya SAKA
  • . ..Anket.. .
    İnternet üzerinden şiir okuyor musunuz?
    Sürekli Okurum
    Göz Gezdiririm
    Çok Az
    Okumam
    . ..Editörün Köşesi.. .
    Editörümüzün gönderilen şiirler hakkındaki yorumlarını okuyunuz. Şiirleriniz yayımlanmamışsa sizin için mutlaka bir cevap vardır.



     
     
    ©2003 GülNet İnternet Hizmetleri - support@gul.net.tr